“Yaşlı devlet adamlarından biri Konfüçyüs’e sordu; insanları nasıl ciddi ve sadık kılabilirim ki hevesle çalışsınlar?’ Konfüçyüs dedi ki; ‘onlara başkanlık ederken saygınlığı eksik etme ki ciddi olsunlar. Babaca ve şefkatli ol ki, sadık olsunlar. İyiyi teşvik et, acemiye öğret ki hevesli olsunlar.”
Köken itibariyle Latince “movere” kökünden türeyen motivasyon kelimesi tarih boyunca dillerde hep hareket, harekete geçirmek anlamlarında kullanılmıştır. Motivasyon kavramı yazınsal olarak ifade edilmese de imparatorların, kralların, padişahların, peygamberlerin ve tarihe damga vuran devlet adamlarının başarılarının ve unutulmazlıklarının ardında yatan gizli güçtür. Peygamberimizin Hendek kazarken gösterdiği üstün gayret, tüm umutlar tükenirken verdiği müjdeler ensar ve muhaciri dava yolunda motive etmiş, adanmışlığını güçlendirmiş ve savaşlardaki galibiyette sayı azlığına rağmen zaferi getirmiştir. Motivasyon bazen atıyla denize yürüyen Fatih Sultan Mehmet Han’ın verdiği moralde gizli, bazen savaşın en şiddetli günlerinde gülümseyerek halkın içine karışan Saddam Hüseyin’in bakışlarında gizlidir. Ama hepsinin ortak özelliği insanları ulaşılması, gerçekleştirilmesi gereken hedef yönünde inançla yürümeye sevk etmesidir.
Nedendir bilinmez ama günümüzde motivasyon ya da motive etmek denilince insanın zihninde hep gaz vermek ya da gaza gelmek kelimeleri uyanıyor. Oysa motivasyon konusunu yönetim alanında çalışmış bilim adamları eserlerinde çok farklı işlemişler ve bu konunun hiç de öyle gaz vermek kadar basit olmadığını kuramlarında ele alarak açıklamaya çalışmışlardır. Bize batıdan gelen kaynakların kronolojik sırasına baktığımızda, motivasyon konusundaki algı değişikliğini net bir şekilde görmemiz mümkün. Özellikle yönetim alanında, motivasyona daha çok maddi kaynaklar kullanılarak ulaşılacağına olan inançları zayıflamış, zamanla insanın manevi, ve iç dünyasına çevirmişlerdir yüzlerini. Öyle ki 19. yüzyılın ve 20. yüzyılın bir kısmında insanı sadece rasyonel bir varlık olarak kurgulayan yönetimin klasik babaları, zaman içinde insanın hiç de sandıkları gibi rasyonel bir varlık olmadığını, sadece para ve maddi gereçler ile motive edilmeyeceğini anlamışlar, yeniden maksimum insan faydasına ulaşmak için bir dizi deneyler başlatmışlar. Bu deneyler sonucunda büyük bir sürpriz ile karşı karşıya kalmışlar. Çünkü bu deneyleri yapanlar, fiziki koşulları iyileştirmenin işgücü verimliliğini arttıracağı gibi bir koşullanma ile deneyleri gerçekleştirdikleri için, her yapılan deney sonrasında ortaya çıkan tablo onları başka bir yöne, ikinci planda gördükleri insan’a yöneltmiştir. İnsan gerçeğinin farkına varan yöneticiler bu konunun derinliklerine inerek onu motive edici unsurları araştırarak geçmişteki hataları telafi etmiştir.
Liderler ve yöneticiler şunu asla unutmazlar; hedefe yönlendirdikleri insanları o hedefe ulaşmaya güdülemek için onlara umut ve gayret verici davranış sergilerler. Onlara istedikleri saygınlığı vererek onları çözümün bir parçası haline getirirler, insanların başarmaya olan inancını güçlendirirler ve en zor zamanlarda bile başarmaya olan inançlarını yitirmezler, çünkü çalışanlar kendilerini hedefe yönelten liderin kişiliğinden kendi kişiliklerinden bir parça bulurlar, lider ne kadar inançlı ve güçlü olursa kendilerinin de o kadar güçlü ve başarılı olacağına olan inaçlarını kuvvetli tutarlar. Günümüzde motive edici unsurlar zamandan zamana, mekândan mekâna değişiklik gösterse de temel olarak şunları içerir: İnsanı içinden gelerek çalışmaya sevkeder, yapılan işe samimiyetle inandırmak için ödüllendirme ve mükâfatlandırma yoluna gidilir, kişiye yaptığı işte önemli olduğu hissi verilir.
Sonuç olarak, motivasyon kavramı dün olduğu gibi bugün de yöneticilerin ve liderlerin gündemlerinin en üst sıralarındaki yerini koruyor. Dünya döndüğü sürece ve insanlar belirli bir amaca ulaşmak için örgütlendiği her ortamda da önemi korumaya devam edecektir. Siz yeter ki insanları yönetmeyi bırakın ve motive etmesini bilin, göreceksiniz gerisi peşinizden gelecektir!
