Geleceğe kalabilmenin şartı: Örgüt Kültürü

Özellikle son otuz yıldır uzak doğunun yönetim felsefesinin de katkısı ile dünya gündemine giren örgüt kültürü kavramının özünü iyi tahlil etmek gerek düşüncesindeyiz. Öncelikle konunun anlaşılırlığını artırmak için örgüt ve kültür kavramlarını kısaca tanımlamak gerekiyor. Örgütü Etzoni “belirli amaçlara ulaşmak için kurulmuş toplumsal birimler” olarak tanımlamaktadır. Kültür ise Kongar’ın tanımına göre “Toplumların tarihlerinden devir aldıkları maddi ve manevi mirasların toplamıdır” diye tanımlıyor. Bizde ki batı kaynaklı eserler örgüt kültürünü örgütü başarıya götüren olmazsa olmaz bir yapı olarak görebiliyor. Ve örgüt kültürünün kurgulanıp yeni bir örgüte uygulanabileceğini belirtiliyor. Bu öngörüler her ne kadar doğru olsa da göz ardı edilen bir gerçek var ki o da örgütün içinde bulunduğu insan kaynağı temin ettiği çevrenin kültürüdür. Batılılar bu konu için ise her ne kadar örgüte çalışmaya gelen personel kendi sahip olduğu kültürü mantosunu askıya asar gibi kültürünü de kapıda bırakmak zorunda olduğunu söylese de uygulamalar bunun reddediyor. Örgütü planlayanlar elbette örgüte has bir kültür kuracaklardır ama referans olarak yine faaliyette bulundukları çevrenin değerlerini alacaklardır. Örgüt kültürü kavramını ilk olarak batının gündemine taşıyan Japonlar kendi kültürel değerlerini örgüte yansıtmaktan başka bir şey yapmamışlar. Eğer Japon iş örgütleri diğer taklitçi örgütler gibi Taylor akımına kapılıp örgütlerini buna göre kurgulamış olsalardı elbette ezici Amerikan yönetim kültürünün boyunduruğundan kurtulamayacaklardı. Kendi kültürel değerlerini iş yaşamına taşıyan özellikle 1960’lı yılların ezici Amerikan üstünlüğünü kırarak 1980’li yıllarda örgüt yapısı olarak dünyanın en iyisi olmayı hak eden Japonlar bunu sahip oldukları değerleri iş yaşamına uygulayarak elde etmişlerdir. Türkiye de ise taklitçi batı hayranlığı iş yaşamında da kendisini göstermiş ve kendi öz değerlerimiz ile bir örgütü kurgulamak yerine mutlak başarıya ulaştıracağına inandığımız batının insanı sömürmeye odaklı yapısını örnek almışız. Örgütü kurgulayanlar informal grupları yok edici, ferdiyetçi yapıyı ön plana çıkaran, kişiler arası rekabetten faydalanmak için kişileri yalnızlaştıran bir kültürü benimsedikleri için geleceğe asla yönelemiyorlar. Örgüt kültürü kavramının ilk olarak ortaya çıktığı Japonya’da informal gruplara yapılan müdahalenin işgörenler arasında oluşturacağı olumsuz havayı engellemek için örgüt içerisinde informal grup çalışmaları özendirilmiş ve takım çalışmasının nimetlerinden örgütü yönetenler faydalanmıştır. Bu örneklerde ifade etmeye çalıştığım hususları şöyle toparlayabiliriz. Öncelikle unutmayalım ki örgüt kültürü örgütten örgüte, toplumdan topluma değişen bir olgudur. Var olan bir örgüt kültürünü kendi örgütüne kimse kolay kolay uygulayamaz çünkü örgütler de insanlar gibidir hepsinin karakteri farklı bir yapı arz eder. Örgütü kuruluş aşamasında planlayanlar bu tuzaklara düşmekten kaçınmalı sağlam bir örgüt yapısını yine örgütte çalışanların değerlerini dikkate alarak gerçekleştirmelidirler. Geleceğe yönelik yapılması gereken ise; örgütlerin kültür olarak adapte olacakları çabuk karar alabilen, geleceği öngörebilen ve değişime çok çabuk tepki vererek hızla değişen zamanın şartlarını okuyan bir örgüt kültürü oluşturulmalıdır.

Article written by Selahattin Refik

Bir hayali var uzak ama ulaşılmaz değil.Bir rüyası var zor ama imkansız değil.Şimdi sebepler kısmını işlemekle meşgul, biliyor ki takdir Allah’tandır, hazinesi geniştir o yüzden hep ümitli,hep gayretli..

Yorum bırak