Son bir ay içerisinde cereyan eden hadiselerin etkisi kolay kolay hafızalardan silinecek gibi durmuyor. Yıllar süren dikta rejimleri bir bir yıkılıyor. Hadiseleri öngöremeyen zihinler muhtemel senaryolar konusunda ise çarpıcı yorumlar yapmak için adeta birbirleri ile yarışıyor. Muhtemel senaryoları ise “Arap dünyasının yeni modeli Türkiye”, “Türkiye yeniden Osmanlı ruhunu canlandıracak” “Arap dünyasının demokrasiye geçişi kanlı olacak” gibi dar bir bakış açısıyla hadiseleri küçük bir vizörden seyrediyorlar.
Öncelikle Ortadoğu halkları ve özellikle aydınları Osmanlı Devletinin son zamanlarında İttihat ve terakki hükümetinin yaptığı kıyımları unutmadı. İsyan edeceği korkusuyla idam edilen Araplar ortada olmayan isyan fikrinin doğmasına ve destek bulmasına en büyük desteği vermekten başka bir iş yapmadı.” Arap dünyasının yeni modeli Türkiye” başlıklı yapılan yorumlar ise daha çok Türkiye’nin dizilerden kalma o modern hayatına öykünmekten başka bir şey değildir. Ülke olarak son on seneye kadar dini yaşamanın yasak olduğu, hatta şu an bile içinde din, ibadet, Allah geçen konuşmaların kayıtlara takıldığını düşünürsek sanırım Arapların model alacağı ülke bu olmasa gerek diye düşünüyorum. Demokrasi konusuna gelirsek eğer, muhtemel demokrasi tanımı içerisinde Arap halklarının demokrasinin ne demek olduğunu öğrendikleri en yakın tarih Irak işgalidir. Amerika’nın vaat ettiği demokrasi için Saddam’ın heykelini terlikle döven halk şimdi aynı terlikle kendi başını dövüyor. Sorunlar Irakta sözde demokrasi ve onun ayda 30.000 dolar maaş alan başbakanı ile değil, ayda 50 dolar bile kazanmayan canlı bombalar ile çözülüyor. Yani Arap dünyası çatısındaki çanaklardan olan biten her şeyin farkında. Peki, o zaman bu adamlar niye isyan ettiler? Ne istiyorlar? İsyan eden halklar yıllardır ayaklar altına alınan onurları için isyan ediyor. Yani onlar için onur gittiği her ülkeye çadırını da yanında götüren bir lider değil, sayı azlığına rağmen halkının namusu ve ülkesinin bağımsızlığı için mücadele eden Ömer Muhtarın taşıdığı onurdur. Ne zaman teknoloji gelişti internet bütün dünyayı birbirine bağladı işte o zaman özellikle yeni nesil Arap gençleri mahkûm edildikleri gerçeğin aslında hak ettikleri olmadığının farkına vardılar. Zamanla sosyal paylaşım sitelerindeki fikirlerin etkisiyle güç kazandılar. Bu barut fıçısı haline gelen halklar için bir kıvılcım gerekiyordu onu da ruhsatsız sebze sattığı için polisle tartışan ve sonunda kendini yakan Muhammed Buazizi yaktı. Ve bu ateş şimdi tüm ortadoğuda yayılıyor. Bu ateşin önünde durmaya çalışan diktatörler bir bir yanıyor, yanmaktan korkanlar ise halkına sus payı mesabesinde sözde acil reform paketleri ile kendini korumaya çalışıyor. Ama bu ateş son kale olarak görülen Suudi Arabistan’ı yakmadan sönecek gibi görünmüyor. Üstelik bu ateşin balkanlara da sıçraması an meselesi gibi görünüyor.
Şöyle önümüze bir harita aldığımızda isyan çıkan yerlerin birçoğunun Osmanlı toprağı olduğu görülüyor. Dünyanın yeniden Osmanlı Devletini beklediği söylemek şu an için ne kadar ütopik görünüyorsa da bir gerçek var ki dünyanın özlediği Osmanlı huzuru ve Osmanlı adaletidir. Ve dünya bunu buluncaya kadar çalkalanmaya devam edecektir. Bunu ne Amerika’nın demokrasisi sağlayacaktır ne de batının gelişmiş sözde modern medeniyeti. Yeni Ortadoğu, yeni Dünya aradığı huzuru islamın emrettiği adalet ve düzeni kuran liderlerin vizyonunda bulacaktır.
