Vekâleten aday değil, Asaleten Halifeyiz!

Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti. (Bakara Suresi-30. Ayet)

Sözüm meclisten dışarı!

Olağan durumlarda 4 yılda bir tekrarlanan, siyasi iktidar belirleme faaliyeti olan genel seçimlerden birine daha yaklaşıyoruz. TBMM’yi dolduracak adaylar belirleneceği için binlerce aday adayı başvurdu partilere. Ve neticede parti yönetimlerinin belirlediği adaylar Yüksek Seçim Kuruluna sunuldu. Kimileri tüm umudunu bağladı milletvekilliğine kimileri belki öylesine katıldı bu “tatlı” telaşa…

Herkesin içindeki niyeti okumak zor tabi ki fakat genel kabul olarak milletvekilleri; milleti temsil eder, milletin yücelmesi/gelişmesi için çalışır. Bir nevi hizmet sektörüdür milletvekilliği. Önümüzdeki seçimler için de yükselen Türkiye’nin kalkınmasında rol alabilmek için aday adaylığına başvuran birçok isim var idi. Özellikle bir kaçının yeteneklerini ve vizyonlarını yakinen biliyorum.

Kesin aday listelerinin belirlendiği gün Ak Parti’nin listesini elime aldığımda bir takım parti çevrelerince kendilerine yeşil ışık yakılan veya mavi boncuk dağıtılan  tanıdıklarımın hiç birinin adaylık listesinde olmadığını gördüm. Ayrıca mevcut -bir şeyler yapmaya gayret eden- onlarca milletvekilinin de moda tabirle üstü çizilmişti, tekrar aday olamayacaklardı.

Bu med-cezirler ne anlama geliyor? Gerçekten millete hizmet etmek için yaşayan bir insan  bu lütuflardan men edilince küsmeli mi? Tek hizmet mecrası TBMM mi? Vekil olamayınca muteber olunmuyor mu? Çizik yiyenler küsmeli, aday yapılmayanlar koşmaktan vaz mı geçmeli?

Tabi ki milletvekilliği anayasa ile yürütülen bir hukuk devleti olmamız sebebiyle Yarımada’ya hizmet götürmek için en önemli mevkilerden biridir. Muteber bir makamdır. İstismar edilmediği sürece müthiş gayretlere medar olabilecek bir görevdir. Fakat yaradılış misyonumuza uygun hareket edebileceğimiz tek mecra değildir.

Akademisyenlerimiz, işadamları, mimar-mühendislerimiz, doktorlarımız pek ala biçimde meclis dışındaki hayatlarıyla da Yaratıcı’nın halife olarak istediği kullardan olabilir, Ebedi hayat vizyonu ile yaratılış misyonuna uygun bir ömür geçirebilir. Hatta böylece belki de siyaset üstü bir güç ve referans olabilirler.

Her meslek ve ilgi alanı için bu misyon geçerlidir. Adam olmaya adayız hepimiz..Haydi şimdi hep beraber araziye inelim, üstümüzde Anadolu’nun tozu değsin..

Yeniden aday yapılmamış ve aday adaylığından öteye geçirilmemiş büyüklerime sesleniyorum. Siz mazbatanızı göklerden aldınız, dünya sizden müstefid olmaya devam edecek.

Article written by Ender Hatipoğlu

1980 İhtilalini görmedi..
28 Şubat’ı da tam idrak etmedi fakat “1000 yıllık etkisi” olmayacağına inandı.
2001′de Dünya’ya bakışı değişti ve Yarımada’nın bir misyonu olduğunu ve Dünya’ya bir değer katabileceğini keşfetti.
Avrupa, Ortadoğu, Balkan ülkelerinde bulundu ve misyonun kıymetini oralarda anladı. Düşündü, biriktirdi ve karar verdi.
Şimdi Genç Yorumcu’da Yarımada’nın Ufku’nu yazacak. Olumsuz bir şey söylemeyecek hep ümit vaadedecek..

Yorum bırak