By Ender Hatipoğlu on 17 Şubat 2011
Batı’nın en doğusunda ve Doğu’nun en batısında yer alan Türkiye kendi bölgesinde, coğrafi, kültürel ve tarihi unsurlar sayesinde eşsiz bir stratejik konuma sahiptir.*
50 yılı aşkın süredir devam eden Avrupa Topluluğu müzakere sürecimiz gel-gitlere, restleşmelere sahne oluyor. Bir yandan “Hristiyan klübü” özelliğini koruma bahanesi üreten bağnaz ülke liderleri, bir yanda ekonomik ve sosyal refahını yükseltmek için gayret eden bir Türkiye politikası.
Görünürde iki sebepten Yarımada sakinlerinden imtina ediyorlar, birincisi Müslümanlığımız, ikincisi ise ekonomik olarak gelişmiş değil, gelişmekte olduğumuz. Birinci bahaneye göz atarsak en muhafazakâr katolik Avrupa ülkelerinde bile 60 yaş altı insanların kiliseye gitmediği ve genç nüfusun büyük kısmının dinsizliği din olarak addettiği bir Avrupa var önümüzde. Bundan anladığımız ise Hristiyan klübü’nün üyelerinin son kullanma tarihi geçmiş olduğudur. Ve bu bahaneyi geçinizdir.
Buna karşı; 50 yıllık girişimleriyle ekonomik olarak gelişmek isteyen, ihracatta dünya pazarında yer almak isteyen yaş ortalaması 28,8 olan ve toplam nüfusunun %67’si çalışma yaşında olan 72 milyonluk Genç bir Türkiye var.**
Neyi reddediyorsunuz? Sürdürülebilirlik istiyorsanız; bu genç nüfusla, yeni iş sahalarıyla, farklı kültürlerin birlik içinde yaşamasıyla sağlanacaktır. Sınırların sadece kâğıt üzerinde kaldığı, vizelerin karşılıklı kaldırıldığı küresel bir köy’den bahsediyoruz. İslamlığımızla uğraşmayın, kalbinizdeki boşluğu yine karşı çıktığınız İslam’ın geniş hoşgörüsü doldurabilir.
Büyük çoğunluğu Müslüman olan nüfusuyla Türkiye, demokrasinin kökleşmiş olduğu yegâne ülkedir. Türkiye’nin sahip olduğu bu özellik, İslam dini ile demokratik değerlerin uzlaşabilir olduğunun açık delilidir.*
Başmüzakereci Egemen Bağış, Avrupa Birliği’ne “Fişi çeken biz olmayız. Bu zevki Avrupalılara bırakırız” diye seslendi. Yarımada açısından bakıldığında bölgede ve dünyada huzur, istikrar ve gelişme kaçınılmaz ise fiş çekmelerine bile müsaade etmemeli. Çünkü sadece kendimiz için yaşamıyoruz. Bölge’de bir uyum mekanizması olma ufkumuz ve gayretimiz var. AB’ye bunun için girmeliyiz. Yoksa batı hayranlığımızdan değil, tabi ki gerek ekonomik olarak kendi ayaklarımız üzerinde de durabiliriz, fakat neden daha iyi hayat standartlarına sahip olup ve küresel ekonomik akışlarda rol almayalım? Ve yaşlı AB’nin de geleceğinde anahtar konumda olmayalım?
*T.C Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Broşürü Shf. 2
**İstatistiklei ABGS’den alınmıştır.
Kategori Yarımada'nın Ufku |