İnsan’ı yaşat ki Dünya yaşasın!

 

Elbette resmini yapamayacağınız gibi, mutluluğu bir harita üzerinde de gösteremezsiniz. Ama biz bu ülkenin gönül haritası üzerinde kardeşliğin resmini çizmenin, kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın resmini çizmenin mücadelesini de veriyoruz. (R.Tayyip Erdoğan, 4 Ocak 2011 tarihli grup toplantısından)

İlk yazımızda Yarımada’nın dünya üzerindeki rollerinden bahsedeceğimizi anlatmıştık. Bu minvalde zaman zaman ufuk çalışmasının günümüz mimarlarından yapılan açıklama/konuşmalardan kimi analizleri sizlerle paylaşacağım. İlk analizimiz Sayın Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın 4 Ocak 2011 tarihli meclis grup toplantısı konuşmasının metni üzerinden olacak. Metinden yapılan alıntılar ve ardından tespitlerimizi istifadenize sunuyorum:

Bir başka sevindirici haber ise, ihracattan geldi. Bizim ihracatta 2010 yılı hedefimiz 111,7 milyar dolardı. Ancak son açıklanan rakamlara göre burada da hedefimizi aştık, 2010 yılında 113 milyar 686 milyon dolar ihracat rakamına ulaştık. Böylece geçen yıla göre ihracatta yüzde 11,3 oranında bir artış kaydettik. Aralık ayı ihracatımız Kasım ayına göre yüzde 21,3 oranında bir artış kaydetti. Böylece son 27 ayın en yüksek rakamına da yılın bu son ayında ulaşmış olduk.

Ekonomik gelişmeler küresel dünyada refah seviyesini tanımlamak için şimdilik en önemli faktör olma özelliğini koruyor. Refah seviyesi artan toplumlar, kendilerini ve çevrelerini geliştirme imkânlarına daha rahat ulaşabiliyorlar. Kaliteli standartlarda üretim buna paralel talebin ve istihdamın artması ihracat değerlerinin yükselmesiyle neticeleniyor. Yarımada’nın gelişme ufkunda tüm dünyaya iyi neticeler/ürünler sunmak var. Sayın R.Tayyip Erdoğan’ın herhangi bir ülke ziyaretine beraberinde iş adamlarından oluşan heyetlerle gitmesi de bu gayretlerin bir göstergesi. Bir yandan küresel iletişimi arttırırken diğer taraftan “yeni dünya düzeninin ekonomik dengesi” olmanın da adımları atılıyor.

2002′de 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan sadece 5 ilimiz vardı; İstanbul, Bursa, Kocaeli, İzmir, Ankara. Şu anda 14 ilimiz 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiriyor. Bu beş ilimize ek olarak Gaziantep, Manisa, Denizli, Sakarya, Hatay, Adana, Mersin, Kayseri ve Trabzon da artık 1 milyar doların üzerinde ihracat yapan illerimiz arasında yer alıyor.

Bu gayretlerin tüm kentlere hitaben, homojen bir şekilde yapılıyor olması da Yarımada’nın tümüyle kalkınma çabasının bir göstergesi. Liman kentlerimiz, sanayi kentlerimiz ve zirai üretim yapan kentlerimiz vs. kendi alanlarında teşvik edilip tüm dünyaya hizmet vermeye namzet olurken, gün geçtikçe üretim kalitesi ve istihdam da artıyor. Yine aynı hedefe, ekonomik gelişmeye yol açılıyor. Doğu-batı denilmeden illerimize ve milletin her kesimine refah duygusu yaşatılması hedefi ise topyekûn kalkınmamız için çok önemli bir adım.

 

Türkiye’nin 81 vilayetine aynı şekilde 160 bin derslik kazandırdık, 80 yeni üniversite ile, üniversite sayımızı 76′dan 156′ya çıkarttık. Geldiğimizde 76 üniversite vardı, şimdi 156 üniversite var. Bazıları dediler ki, ne gerek var ya. Biz böyle bakmıyoruz, biz 360 derece bakıyoruz. Ve Hakkari’deki yavrumuzun üniversite okuyabilmek için önünü açıyoruz. Niye? Ha benim ilimde üniversite var. Yani ben okumak için belki Ankara, İstanbul şansını yakalayamam ama, hiç olmazsa ilimdeki üniversitenin fakültelerine, meslek yüksekokullarına girebilme şansını yakalayabilirim, bu var. Aynı şekilde bakıyorsunuz Muş’ta, aynı şekilde Iğdır’da, aklınıza neresi gelirse. Ve şu anda 156 üniversitesiyle 73 milyon nüfusun tüm üniversite öğrencilerine hitap eden bir yapı, bir anlayış.

Hakkâri ne ise Balıkesir o’dur, yaklaşımı “İnsan’a değer veriyoruz” demenin müşahhas yoludur. İnsan olarak üstülüğün etnik bir unsura bağlı olmadığının bilincinde olan bir milletin fertleri olarak bu düşünceyle hareket ettiğimiz vakit, tüm dünya bizim için hizmet/uygulama mecrasına dönüşüyor. Yaradan’dan ötürü hareket etmemizin vesilesi oluyor.

Bakınız, 8 yıl önce 9 ilde doğalgaz vardı, şimdi 66 ilde doğalgaz var. 81 ilde doğalgaz olacak; hedefimiz bu. Niye? İstiyoruz ki Ayşe Bacı, hemen şöyle düğmeye bastığı zaman sıcak suyu yakalasın. Evi ısınsın, apartmanın en altından kömür taşıma falan filan, bu işleri artık geride bırakalım, bunu yakalayalım istiyoruz.

Temiz bir hava solumak, ısınabilmek..Temel insan ihtiyaçlarını karşılamadan, insanımızdan üretmesini/gelişmesini bekleyemeyiz. Hayat kalite standartlarımız arttıkça huzurumuz, motivasyonumuz ve gayretimiz artmakta, hep beraber kalkınmaktayız. Hamdolsun Yarımada’mız gün geçtikçe tek parça halinde dünyaya projektör/spot olmaya aday olmaktadır.

Bakın biz bu yola anneler diyerek, babalar diyerek, gençler diyerek, kardeşlik diyerek çıktık. Ama görüyoruz ki, anneler birilerinin hiç umurumda değil. Onlar seçimleri önemsiyor. Babalar birilerinin umurunda değil, onlar seçimde alacakları oya bakıyor. Gençler birilerinin umurunda değil, onlar gözlerini seçim sandıklarına dikiyor. Kardeşlik birilerinin zaten hiç derdi değil. Onlar istismardan medet umuyor. Biz yapmanın, onarmanın, tamir etmenin, telafi etmenin mücadelesini verirken, birileri bozmanın, kırmanın, tahrip etmenin, kışkırtmanın mücadelesini veriyor.

Bu ülkenin kaderinde ne yazılıysa ne varsa fert fert, annelerle, babalarla, gençlerle örülecektir. Bunlardan herhangi birini yok sayarak abad olmuş hiçbir kadro, zihniyet yoktur. Sekiz asır öncesinde Osman Gazi’ye seslenen Şeyh Edebali: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” demişti. Asırlar geçse de ufuk değişmedi, İnsan yaşarsa Devlet, Devlet yaşarsa Dünya daha huzurlu yaşayacak.

Yarımada’nın huzuruna adım adım, gün be gün şahit olabilmek temennisiyle..

Article written by Ender Hatipoğlu

1980 İhtilalini görmedi..
28 Şubat’ı da tam idrak etmedi fakat “1000 yıllık etkisi” olmayacağına inandı.
2001′de Dünya’ya bakışı değişti ve Yarımada’nın bir misyonu olduğunu ve Dünya’ya bir değer katabileceğini keşfetti.
Avrupa, Ortadoğu, Balkan ülkelerinde bulundu ve misyonun kıymetini oralarda anladı. Düşündü, biriktirdi ve karar verdi.
Şimdi Genç Yorumcu’da Yarımada’nın Ufku’nu yazacak. Olumsuz bir şey söylemeyecek hep ümit vaadedecek..

Yorum bırak