Ucu Yanık Mektuplar

Büyükanne ellerini açmış ‘’nereye gidiyoruz Ya Rab, neslimizi muhafaza eyle’’ diye dua ediyor.
O anda sessizliği bozan torununun sesi:
‘’Büyükanne!’’.
Tatil için köye gelen torunun sesiyle bir irkilme yaşayan büyükanne sevinçle yerinden kalkıp kapıya koştu ve tüm muhabbeti ile kucakladı torununu. Hoş sohbet muhabbet ile akşama ulaşan nine ve torunu çaylarını içerken muhabbet iyiden koyulaşır ve büyükanne bir ah ile şu sözü eder’’ bizim zamanımızda böyle miydi?’’.
Tabi olarak nasıldı peki der gibi kafasını sallayan torununa hasretle bakarak, gözünü çeyizini doldursun diye rahmetli beyi tarafından ona hediye edilen işlemeli sandığa çevirdi büyükanne. Torunu o anda yerinden fırlayarak ne var o sandıkta diyerek bir sürü soruyu ard arda sıralarken büyükanne belini doğrultup sandığın kapağını yavaşça açtı ve biraz karıştırdıktan sonra bir bohçayı içinden aldı. Merakla büyükannesinin elleri arasından bohçayı açmaya çalışan torunu ne var bunda bu kadar sarmışsın sorusunu sormadan edemiyordu. Nihayet bohça açıldı ve içinden sayfalarca yılların yorgunluğunu taşıyan mektuplar kendini bırakıverdi dışarı.
Gözlerinin dolmasına engel olamadı büyükanne. Hala dün gibi yanında hissediyordu onu. ‘’Bey’’ dedi içinden ‘’Hani beraber olacak ve bitecekti her şey.’’ diyemeden edemedi.
İçindekileri bir süre bir kenara bırakıp torununa döndü ve bahsetmek istediklerini gözleriyle anlatmak istercesine baktı torununa.
Bunlar senin şu zamanlarını inşa eden mektuplar diye söze girdi.
Geçmiş öyle tatlı hatıralarla dolu ki, o hatıraların hürmetine yıllar bile acıdı bu kağıtlara. Bunlar sadece bir kağıt değil. Bunlar birer okul, birer kitap, birer göz nuru.
Büyükdeden askere gitmeden evvel ilk bu mektubun ucunu yakarak yollamıştı bana ve şöyle başlıyordu: Benimle bir nesil yetiştirme yolunda yürür müsün?
O zamanlar çok anlamama rağmen ne kadar güzel sözler ediyor diyerek sevinçle işte bu bohçanın içinde saklamıştım bunu. Sonraları hayatlarımız bir yuvada birleşti şükür.
Kısa zaman sonra askere uğurlarken ona tek bir cümle kurdum: Neslimiz için beni ucu yanık kelimelerinden mahrum etme.
Hikaye asker zamanlarından gelen mektuplarla uzayıp gidiyor…
Bu zamanda romantiklik olarak basit bir gözle baktığımız o mektuplar, o zamanlar için bir neslin yetişmesinde ne kadar önemli rollerde yer aldığını düşünmeden edemeyiz heralde şimdi.
Onların sevdaları iki kelimede bitmiyordu. Onların düşünceleri vardı. Uğruna gözlerini kırpmadan gittikleri yollarda gelecek için mektupların ucunu yaktılar.
Niye?
Ben sana yanığım mesajı mı bu sadece?
Hayır, hayır!
Ben şimdi burada bir ateş yakıyorum, sadece ikimiz için değil, gelecek için, tüm nesil için tutuşturuyorum yüreğimden bu kağıdı mesajıyla gitti mektuplar yollarda engel tanımadan.
O zamanlarda yaktıkları mektubun ucuydu sadece belki.
Tutuşan o ufacık kenar ne kadar büyük bir ateşi temsil ediyordu.
Zaman…
Hızla akarken o ateşi söndüremedi. Öyle güçlendi ki artık onlar yerlerinde rahat yatıyorlar.
Uçları yanan mektuplar onlara ihanet etmediler.
Uçları yanan mektuplar zamanlar için durmadı, çalıştı, üretti.
Uçları yanan mektuplar şimdiler için nesiller yetiştirdi.
Şimdi mi?
Hala birileri ne olacak halimiz diye hayıflanmadalar.
Onlar hiç of dediler mi ki.
Sabrettiler.
Çoğu bu zamanları göremedi ama hiçte umutsuz olmadılar, hep ileri baktılar, niyet ettikleri yoldan vazgeçmediler, onlar hep yolda oldular…
Şimdi biz ne olacak halimiz diye yanacağımıza, bohçalardan kalanların üstünü örteceğimize, tutuşturdukları ateşin ışığı hala önümüzü aydınlatırken niçin bizden gelecek olan yeni nesilleri nasıl yetiştireceğimiz derdinden vazgeçme sinyalleri verir durumdayız.
Zaman günü gün edip yürüyüp geçme zamanı değil.
Zaman öyle bir halde ki, en küçük anlarında dahi başımızı ellerimizin arasına alıp ‘’ bu devir daimde sıra bende, onlar düşünmem için beni yetiştirdiler, peki şimdi ben nasıl yapmalıyım, yeni şeyleri nasıl söylemeliyim ki yeni nesillerin inşasında ateş hala önleri aydınlatır halde dursun.’’ diye düşünme zamanıdır.
Ey elinde ateş tutan nesil, ateş seni yakmadan sen ateşle yakmasını bil.

Article written by Nurullah Ali

1986 yılı Kasım ayı sabaha karşı doğmuşum.
o günden beri bakınıp dururum etrafıma…

Yorum bırak