Kaldır ellerini semaya şükret.
Var secdeye aczini bildir.
Hayat dediğimiz şu akıp giden zaman içinde ne çok uğraşlarımız mevcut. Sabah gözümüzü açıp, akşam yatağa girip gözümüzü kapayana kadar geçen süreçte aklımıza düşenleri küçük notlar halinde tutmaya kalksak muhtemelen defterler bitiririz.
Abartı mı bu sizce?
Bence değil.
Bir ara mail kutuma bir sunum gelmişti, işte hayatımızın şu kadarını tuvalette, şu kadarını yolda, şu kadarını bilmem nerede geçiriyoruz diye. Ve sonuçta diyordu ki geri kalan şu kadar zamanda da çalışıyoruz bu yüzden işe daha çok zaman ayırmak için çok iyi planlama yapmamız gerekiyor.
Planlar. İşler hep planlara göre yürüyor görünüyor. Ama hayat, sen ne kadar planlar yaparsan yap yine bildiği ve yazıldığı gibi akıyor.
Madem akıp giden bir hayat var plan yapmayacak mıyız?
Sadece on dakika bir durup düşünmemiz rica etsem çok mu şey isterim?
Akıp giden zaman Rabbin en uygun haliyle uygulamaya koyduğu zaman değil mi? Çok mu kaderci oldu. Hayır, değil. Elbette O’nun planları en uygun ama iradi kuvveti insana bir ödül nispetinde veren Rabbimiz düşünmeden hareketi abes ve kabul edilemez kılmaktadır.
Sadece namaz vakitlerini ele alalım. Beş vakit öyle intizamlı ki, ezan okunup namaza durdurduğunda insanın hiç vakit kaybı yok. İşini namaza göre planladığında ise intizamın en uygun hali meydana çıkıyor.
Bu manevi sahada her alanda böyle. Denemesi bedava da değil. Ödülü büyük.
O sana değil sen O’na uyacaksın. Bak gör o zaman nasıl yolunda gidiyor işler.
***
Ramazan’dı bayramdı derken günler hakikaten hızla geçiyor. Ülkemizde artık, tabiri dahi o kadar net ki, küresel (! ) düzene ve zamana uymuş durumda. Dünya üzerinde bir kalem oynayacaksa Türkiye’den mutlak bir geçiş ve söz var.
Lakin gelişmenin ve büyümenin getirdiği sancılar çoğalmakta. Artık Türkiye ergen değil, öyle anlık hevesli çıkışların menba-ı yok olmakta. Daha net ve temiz duruşlar ülkemizi daha ileriye ve akil olmaya götürmekte.
Sancıların başında yıllardır uğraştığımız PKK sorunu gelmekte. Bu bir Kürt sorunu değil diye diye büyüklerimizin dilinde tüy bitti. Ama hala anlaşılmış değil. Gün uzak değil, elbette anlaşılacak. Silah çözüm mü? Masalarda anlaşmalar çözüm mü? Hepsi teker teker sorgulanmakta.
Siyasilerin biri inip diğeri çıkıyor kürsülere açıklamalar için. Meclise girip anlatacağız derdimizi diyenler daha ilk günden su koyverdiler, burası bizim yerimiz değil şöyle olacak böyle olacak diye. Demek ki mecliste de iş bitmiyor.
Eğitim şart diye bir reklam repliği vardı. En büyük şart bu manada eğitim. Zamanında köylerden şehirlerden öğretmenleri ve eğitimcileri kaldırmadılar mı diyeceksiniz. Doğrudur. Onlar hala inatla yanlış hallerinde menfaatleri için devam ederken, vatanın selameti için niçin biz doğruda durgunluğa düşüyoruz?
Aranması gereken cevap varsa, bu sorudadır.
Bulunması gereken çözüm varsa, toz toprakta yürüyüp okula taşınan çocukların kalemlerindedir.
Yoksa biri diğerini alnından öpmüş, öbürü suratını ekşitmiş değişmeyecek durumlar.
***
Şu güzel ülkenin toprağına düşen ne çok kan var. Birileri ülke için bedel ödüyor ve sen yatağında rahat uyuyorsan halini bir düşün.
O halde aç ellerini semaya çekinme aczini bildir ve yalvar Allah’a.
