Bu yıl başlamadan evvel medya ya da diğer bir takım çevrelerde meydana çıkan sözler ve gerilimler ile nasıl bir yıla girdiğimizin az çok farkındaydık. 2011 yılı Türkiye için seçim yılı olacaktı. Seçime giden yolun daha başında istifalar, yeni kurulan partiler, lider ruhum var bende talibim bu işe diyenler hatta bakkalında alkol şişeleriyle adam kovalayan zat-ı muhteremler bile bu maratona dahil oldular. Yine çeşitlemenin bol olduğu bir seçim dönemi yaşıyoruz yani.
Demokrasinin, halkın fikir birliği ile oluşmuş bir yapı olarak tanımlama yapan liderlerimiz !mevcut. Lakin şöyle bir etrafımıza baktığımızda fikrini söyleyeni doğru olsun ya da olmasın her köyden kovma çabasında olan liderim diyen siyasetçilerimizde mevcut. Her biri üç güne değişen ağızlar ile mevcut iktidarı yerme çabasında. Mevcut iktidar ise eline aldığı düdüğü benim değil mi istediğim notada çalarım derdinde. Bu derdin son anlarda başlarına iş açmasını istemeyecek kadar akıllılar görünürde. Ama haklı oldukları konularda, fikirlerine ters ama hakkaniyet noktasını en ince ayrıntısına kadar düşünen biri yaşanan durumlara bakarak ne olacağına karar vermede hiçte çekinmeden rahatça karar verebilir.
Ahvalimiz bu kadar basit mi diye bir soru takılmadan olmuyor. Yani üç siyasetçi kavga edecek, halk bakacak, heh sen bu dönem lafı daha iyi söyledin, daha iyi saydın, sevdin diyecek olay kapanacak ve hayat devam edecek bu mu?
Ne kadar iyi olurdu diyesi geliyor insanın aslında. Lakin ülke yönetimi bu. Lafa söze bakmaz. Bakılmaz. Ülkenin herhangi bir köşesinde kahvede çayının şekerini düşünen amcam dahi bu işlerin böyle olmayacağını bilir hatta oturtur seni bir güzelde nasıl ülke yönetiliri eskilerden bahisle ballandıra ballandıra anlatır, ağzımızda açık kalır.
Halkın durumu ortada, siyasetçinin durumu ortada.
Bir farklı bakış açısıyla bakacak olursak ortada çok açık ve net bir ifade göreceğiz.
Ağzına ne gelirse, o gün yataktan kalktığında aklına gelen lafları meydanlarda sayan bir güruha karşılık, kendilerine söylenen lafları mecbur düzeltme çabasında olan diğer güruh var. Bu iki taraf arasında seçime giriyoruz. Bilmem kimin ne projesi varmış, diğeri o öyle olmaz demiş, bir başkası ben senden daha iyisini yaparım demiş kim görüyor. Çok değil her bölgeden bir il alsa bu sözde araştırma yapan firmalar gerçekten milletin arasına girse ve baksa, kahvede Mehmet amca ne diyor, Salih bakkal ne hesaplarda, Ayşe teyze neyin dedikodusunda o kadar rahat görecekler ki ve 10 gün sonranın vizyonuna o kadar net sahip olacaklar ki.
İşte bu durumlar içinde aslında millet çoktan kararını verdi. Sandık başına gittiğinde bir çılgınlık yapabilirim diyen çok insan yok. Sonuç belli gibi. Üç aşağı, beş yukarı fark eder mi?
Sanırım bu dönem taraflar içindeki kavganın yegane nedeni de bu oldu işte.Üçün beşin hesabının yapılması. Bir milletvekili fazla çıkması durumu çok şeyi değiştirebilir.
Yepyeni, uygarlık seviyemizi daha yukarılara taşıyacak, işte asıl demokrasi budur dedirtecek bir anayasadan söz ediliyor. İşte bu sebeptendir ki bir taraf yine artı bir olsun derdindeyken, yine diğer taraf benim artı birim olsun bunlar ülkeyi satacak, yıkacak, kisveler altında neler var biliyoruz biz diye laf ebeliğinden vazgeçmemekte.
Yine diyorum, olsun. Kararlar verildi. Seçimler yapıldı. sandıklar kapandı kapanacak, az kaldı. Kim ne sayarsa saysın bu millet kendilerine ufacık bir değer katanı hiçbir zaman al aşağı etmemiştir, etmeyecektir de.
Bu durumda şunu demek çok zor olmuyor. Siz birbirinize kasetler yollayın, kuyularınızı daha derinlere kazın, çocuklaşmak deyimine yazık pis ellerinizle nimetler ikram edin, yol belli iz belli. Gerçek niyetler ortada. Millet ne diyorsa illa o olacak. Darbe gelmiş,ertesi gün millet onu başı üstüne çevirir darbe vuranların haberi bile olmaz. Ama onunla yan yana mı yürüdün bırakmaz seni.
Şimdi mi; sokaktan geçen seçim şarkıları bangır bangır çalan otobüsler, minibüsler…
Ya bir durun da iki söz edelim.
Ve hayat devam ediyor, hep arıyoruz.
