Türkiye son otuz yılını meşgul eden terör belasından maalesef henüz kurtulabilmiş değil. Bu döneme şahitlik eden iktidar partilerinin çoğu, bu meseleye askeri açıdan bakıldığı kadar iktisadi, sosyal anlamlarda da yaklaşılması gerektiği konusunda beyanlarda bulunsalar da uyguladıkları politikalara baktığımızda işleyenin sadece askeri tedbirler olduğunu yakın tarihimizde görebiliyoruz.
Bu noktada AK Parti iktidarı en azından bir ırkı yok sayma politikasından vazgeçmekle bir zihniyet dönüşümüne vesile oldu. Lakin burada Ak Parti’nin bir hatası olduğu kanaatindeyim. Bu zihniyet dönüşümünü en yetkili ağızdan Kürt Sorunu diye tanımlamak, bastırılmış duyguları olan bir toplumun beklenti fitillerini ateşlemiş oldu. Bu sürece dair hükümet tarafından yapılması gerekenin, yılların yanlış politikalarını bırakırken, o topluma Türkiye kimliği kazandırma yönünde gayretlere girişmek olurdu. Bunu da birinci ağızdan sorun olarak tanımlamak yerine, çözüm pratikleri üzerinden adım atarak göstermeliydi. Bir sorunun çözümü olarak bir insanın kimliğine ‘Kürt’ yazabilmesini sağlamak ile bir hakkın iadesini sessizce yaparak aynı işlemi gerçekleştirmek politik ve sosyolojik olarak aynı şeyler değildir kanaatindeyim.
Sorunun bu kadar gün yüzüne çıktığı bir ortamda, AK Parti ile gelen yeni politika teklifleri de Kürtler’in beklentilerinin yükselmesi nedeni ile artık eskimiştir. Bu anlamda yapılacak olan çözüm pratikleri nelerdir sorusunu sormak, terörden canı nerdeyse her gün yanan bir milletin sorması gereken bir soru olarak karşımızda durmaktadır.
Öncelikle Kürt toplumu ile PKK arasındaki organik bağın var olduğunu kabul etmemek zorundayız. Bu bağı görerek meseleye yaklaşmak, çözüm gayretinde olanların etnik duygularını zaman zaman kabartacak, mesele önceki yıllarda olduğu gibi çözümsüzlüğe girecektir. Zaten bütün Kürtler’i PKK sempatizani saymak AK Parti’nin bölgeden aldığı oylar göz önünde bulundurulduğunda yanlış bir yaklaşım olacaktır. PKK sempatizani olan Kürtler’e bile, onların da bu ülkenin vatandaşı olduğu bilincini unutmadan soğukkanlı yaklaşmak durumundayız. Sorunu çözüm mecrasına çekmek istiyorsak yapacak bundan çok da fazla bir şeyimiz yok.
Sorunu çözüm alanına çekmenin en temel adımlarından biri bu problematiği dağdan, siyaset masasına indirmektir. Lakin bunu yaparken Kürtçü jargondan konuşanlar gibi silahların TSK tarafından da susturulması gerektiğini söylemek bir ülkenin savunma refleksini anlamamak olur. Dağlarınızda elleri silahla cirit atan insanları görmezden gelemezsiniz. Ama bir devlet bilinci ile sorunu çözme gayreti, problematiği sürekli siyasi zemine çekme çabasına dönüşmelidir.
Bu anlamda atılacak olan somut adımlardan biri de alternatif bir Kürt partisi kurmaktır kanaatini taşıyorum. Ancak bu yeni partinin dini-muhafazakar söylemleri olmamalı. O çerçevede hassasiyetleri olanlar zaten BDP’yi değil AK Partiyi destekliyorlar. Burada BDP tekelini kırabilecek, kendi içlerinde muhalefeti güçlendirebilecek, daha entelektüel ve orta yolcu bir siyasi oluşumdan bahsediyorum. Ak parti milletvekili olsa da Mehmet Metiner söylemine sahip olan bir siyasal parti tasvirinden bahsediyorum. (Burada Metiner’in muhafazakar yapısı, tezat olarak anlaşılmasın, meseleye dair söylemlerini göz önünde bulundurursak derdim sanıyorum anlaşılır)
Çözüm pratikleri çerçevesinde atılacak bir diğer adım da hak iadelerinin hızlandırılması konusudur. İnsanların resmi dilinin Türkçe olması, onların hastaneye gittkiklerinde Kürtçe dertlerini anlatabilme haklarını ellerinden almamalı. Sosyal hayatta dilleri ile problem yaşayacakları bütün engellerin kaldırılması gerekir.
Cemaatler de bu soruna çözüm getirme noktasında etkin bir şekilde kullanılmalı. Etnik bir kurgu üzerinden çıkan bir sorunun çözüm alanı sadece din müştereğidir. Bunu işlevselleştirebilecek olan da cemaatlerdir. İktidarda da AK Parti’nin olması bu işlevselliği kolaylaştıracaktır.
Bu sorunumuz hiçbir zaman gündemimizden çıkmamalı. Zira İsrail’in varlığı devam ettikçe, bölgede karşı karşıya gelme ihtimali olan Türkiye karşısında terör tehdidini hep kullanacaktır. Terör örgütünün bu anlamda sermaye kaynaklarının hiç bitmiyor olması da düşündürücüdür.
Toplumu oluşturan bireyler olarak bizler de elimizden geleni yaparak, iktidarda kim olursa olsun kronik sorunlarımızın çözümüne katkı sunmalıyız.
