Mısır’da bir devir kapandı ve yeni bir devir açıldı. Mübarek sonunda gitti. Milletin ayağına bağlanmış, onun gitmesini de koşmasını da uzunca bir dönem engellemiş Batı yanlısı devrik bir lider artık o. Bu yaşananlar milletin gücünü bir kere daha gösterdi. Sükut ikrardandır diyerek, Mübarek’e yıllarca bu denli bir tepki gösterilmemiş olması onu yıllarca o koltukta oturttu; fakat millet ‘’yeter’’ deyince de arkasına baka baka yol aldı.
Mısır halkı için yeni bir devirdir, mübarek olsun. Bu yeni devri şekillendirme süreci için tartışmalar sürüyor. Türkiye’nin örnekliği konuşuluyor. Müslüman ülkeler arasında Türkiye demokrasisi ile diğer İslam ülkelerin örnek teşkil ediyor! Üstüne üstelik Batı da bunu uzun yıllardır destekliyor. Cumhuriyetin kuruluş yıllarından beri laik yönetim tarzı ile bütün Arap ülkeleri için bir numune oluyor! Son dönemlerde bu yönlendirme ‘ılımlı islam’ ifadesi ile karşılık buluyor. Meselenin sakatlığı da burada ortaya çıkıyor.
Ilımlı İslam da ne demek? İslam; merhamet hükmüyle, affediciliği ile hükümlerinin berraklığı ile zaten yeteri kadar ılımlı. Bu ılımlığı ‘light’ anlamında kullandıkları aşikar, zaten sinirlerde burada kabarıyor. Allahın koymuş olduğu hükümleri zamanın getirdikleri karşısında esnetmeye çalışmak nasıl bir ahlaksızlıktır. Hükümler ortadadır, yaparsınız yapamazsınız, mahkeme günü geldiğinde hepimiz bunun hesabını vereceğiz. Ama bunu çözülmeye, yapılabilir kılmak için gevşetmeye çalışmak tam bir bedbahtlıktır.
Siyasal düzlemdeki bu ılımlı mantığın karşılığı ‘faiz bir dünya gerçeği’ demektir. Hükmü apaçık olan bir konu hakkında İslam ülkeleri lideri gibi görülen bir başbakanın ağzından bu açıklamaları duymak yerinde olmamıştır. ‘One minute’ dediğinde heyecandan yerlerimizden fırlarken Mavi Marmara olayında siyasaten, diplomatik olarak mağlup olduğumuzu görmek, dinimize ve milletimize yakışır bir tavır sergileyememiş olmak kahredicidir. ‘Ilımlılık’ tam da böyle bir şeydir. Sadece miting meydanlarında İsrail’in arkasından atıp tutmak, ama eylem planında yürek ferahlatıcı adımlara cesaret edememektir ılımlılık… Bir genç heyecanı ile girip savaşmalıydık demeyeceğim, lakin daha onurlu bir duruş sergileyebilirdik. İsrail’den özür bekleyeceğimize savaş gemilerimizi gönderip Mavi Marmara gemisini getirebilirdik. BM konseyinde İran ile ilgili karar da ‘hayır’ diyebildiysek bunu da yapabilirdik.
Zamana hükmümüzü vuracakken, zamanın getirdiklerine boyun eğmekle nasıl önderlik, ağabeylik yapacağız? Dengeler adına daha ne kadar zulme sessiz kalacağız? Siyaset ilmini Efendimiz s.a.v. gibi kullanalım biz de, tamam deli cesareti göstermeyelim…
Gelişme adına ekonomik, komşularla iyi geçinme adına diplomatik, bazı ülkelere model olmak uğruna teolojik yönden vereceğimiz tavizler bizi tam da ılımlı Müslümanlar yapacaktır. Bu halimizle Mısır’a örnek olmak, öbür tarafta hesap yükümüzü ağırlaştıracaktır. Bu ılımlı yaşayışımızın, toplumsal ölçüde dini, ahlakı, ekonomik hayatımızı nasıl mahvettiği ortada. Oysa tüm zamanlara şamil iki rehberimiz olan Kur-an ve Sünnet orada duruyor. Bunlardan uzaklaştıkça ‘ılımlı’, onlara yaklaştıkça ise gerçek bir örnek ülke olabiliriz.
