Hocayı ebedi istirahat gahine uğurladık. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Türkiye’nin siyasi hayatında en önemli figürlerdendi hoca. Bana kalırsa ‘fikri’ olan, politikası olan birkaç başbakandan biri idi. Attığı her adımın ardından yapmayı planladığı bir başka hedefi daha olan, davasına gerçekten inanmış bir insandı. Türkiye’yi görmek istediği yere taşımak için elinden geleni yaptı. Buradaki gayretini ikiye ayırabiliriz. Birincisi son nefesine kadar sürdüğü siyasal çabası idi; ikincisi de Milli Görüş Vakfı ve daha sonra AGD ile yürüttüğü ‘’vatan evladı’’ yetiştirmeye vesile olan sivil kuruluşlar üzerinden sürdürdüğü teşkilatçı gayreti idi. Bu kurumlar üzerinden -vatanını milletini seven, imanlı, ecdadına borcunu bilen, onların sahip olduğu ufka, zamanın gerekleri ile yeni usuller geliştirebilen- gençler yetiştirebilme gayretindeydi. Belki de hocanın politik mecrada yapmış olduğu hizmetlerden daha fazlası bu sivil kuruluşlar bünyesinde yetişen insanlarla oldu.
Erbakan bu sivil çalışmaları çokça öncelemesine rağmen Türkiye için daha çok politik bir figürdür. Siyasi hayatta başbakanlık düzeyine kadar ulaşmış olması bunda en önemli etken. Kıbrıs harekatının yapıldığı dönemlerde Ecevit ile beraber hükümet ortağıdır, 28 Şubat sürecinde ise ülkenin başbakanı. Kıbrıs harekatı sırasında adanın tamamını aldıktan sonra masaya oturulması gerektiğini söyleyen Erbakan olmasına rağmen, Kıbrıs fatihi olarak Ecevit’in anılması anakronizm olarak tarihe kaydolmuştur. 28 Şubat süreci de ülkemizin geçirdiği en zor dönemlerden… O günlerde dahi akıl almaz manipülasyonlar çerçevesinde organize olduğu belli olan hükümeti düşürme çabaları bugün daha şeffaf olarak gözler önüne seriliyor. 28 Şubat’ın halkın vicdanında yargılandığı bir süreçte Erbakan’ın öğrencilerinin iktidarda olması, Ergenekon davası ile ‘’millete rağmen’’ siyaseti boğma çabalarına girenlerin yargılandığı bir dönemde Erbakan’ın aramızdan ayrılması sadece tevafuk olsa da kendi içerisinde manidardır.
28 Şubat sürecinde hocanın askere karşı duramadığını söyleyenler bugün, eğer hoca diklense idi ülkede kan gövdeyi götürürdü demek durumuna gelmişlerdir. Erdoğan’ın dik duruşları milletimizin nezdinde beğeni topladığında ‘’işte Erbakan bunu yapamadı’’ demek 90’lı yılların konjonktürünü unutmuş olmak anlamına gelir. Bugün sahip olunan özgüven ve dik durabilme yetisi o gün çekilen sıkıntıların hürmetinedir.
Erbakan’ı bu kadar değerli kılan girişimlerinden bir tanesi de D-8 projesidir. İslam ülkelerinin bir çok alanda entegre olmasını, birlikte politika belirlemesini ihtiva eden bu hayati niyeti, Erbakan hükümetinin düşürülmesinde en temel argüman olmuştur. Denge taşlarını değiştirecek bu politik girişime karşı küresel güçlerin seyirci kalmasın beklemek elbette mantıklı olmaz; ancak bu çerçevede asıl dikkati çeken husus, dış güçlerin ülke içerisinde kolayca yandaş bulabilmiş olmasıdır.
28 Şubat sürecine aktörlük yapan, ülke içindeki sivil-askeri çevrelerin hükümeti yıpratma sürecindeki temel malzemeleri de -Cumhuriyet ile yaşıt olan- bir masaldan ibaretti: İrtica! Oysa Erbakan hoca ülkeyi geri götürmeye değil, ileri götürmeye gayretli idi. 1995-97 yılları arasındaki hükümet döneminde ekonomik iyileşmeler birilerini rahatsız etmeye başladı ki, medya hükümete bombardımana başladı. Bazı ‘’derneklerin’’ rantları kısılmaya başladığı için yaygaralar koparıldı. Ellerinde değneklerle dolaşan, İslam ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan üç beş tane uzun saçlı çapulcu peydah edilip, Türkiye’de kamuoyu oluşturuldu!
Bu konular bağlamında elbette yazılacak daha çok şey var. Yazdıklarımızla Erbakan’ın hatasız olduğunu tabi ki söylemiyoruz. Özellikle üslup ve usul noktasında hocaya eleştirel yaklaşılabilir. Hocayı ‘olumlama’ olarak okunabilecek yukarıdaki cümleler, hoca aramızdan ayrıldığı için duygusal bir refleksten ibaret değil, sahip olduğu ‘fikrin’ kıymet-i harbiyesindendir.
Evet, Erbakan Hakk’a yürüdü. Hesabı kolay olur inşallah. Cenazesinin kalabalığı, onun ‘İlahi Rıza’ için uğraştığına güçlü bir şehadetti adeta. Şimdi Erbakan’ın ardından ona yapılabilecek en iyi vefa örneği, Milli Görüş fikrini modernize ederek canlandırmaktır. AK Partinin Muhafazakar Demokrat olarak kendini tanımladığı bir ortamda bu vefayı onlardan beklemek artık yerinde olmaz. Bunu yapabilecek tek kişi –sol İslam jargonunu bırakması koşulu ile- Numan Kurtulmuş beydir. Bu başarılabilirse, Ak Parti kadar çok geniş bir tabana yayılamayan ama Ak Partiye oylarını kaptırmış Milli Görüş hareketi için yeni bir dönem olabilir.
