Değişen Kamuoyu

Bundan tam 20 yıl önce  Leyla Zana TBMM’nin 19.yasama döneminde Türkçe başladığı yeminini Kürtçe olarak bitirince ortalık karışmış, meclis adete savaş alanına dönmüştü. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kürtçe yemin edilemezdi çünkü.  Halbuki orası Türk Büyük Millet Meclisi değildir. Adında Türkiye var ise bu topraklardaki bütün değerleri temerküz ediyor demektir. Bu haliyle de bu zat (ve onun gibiler) yıllarca bastırılmış olmalarının bir tepkisi olarak kendilerini tatmin etmek için böyle bir girişimde bulunmuşlarken daha hoşgörülü olabilirdik diye düşünüyorum.

O gün gösteremediğimiz hoşgörüyü değişen Türkiye kamuoyu ile bugün göstermeye çalışıyoruz ki bence bu konuda çok geç kaldık. Hoşgörülerimiz artık taviz düzeyinde ulaştı. İnsanları dinleyip anlamaya çalışmak ile bir ülkenin selameti konusunda taviz vermek farklı şeylerdir.

Türkiye gerçekten garip bir ülke. O gün Leyla Zana meclisten çıkarılmak istenirken bugün ise meclise sokulmaya çalışılıyor. YSK’nin vermiş olduğu karara tepkiler yağıyor. Zahirde bir paradoks var gibi gözüküyor. Evet bir paradoks var ama görünürde olandan daha derinde. Sadece bir yemin meselesi değil konu. Bir milleti yok sayma sorunu olarak karşımızda duruyor. Paradokslarımız bununla da sınırlı değil. Sebahat Tuncel mahkum iken milletvekili olmasına müsaade ediliyor ama halihazırda milletvekili iken adaylığı reddediliyor. Hukukçu değilim, zaten o çerçevede de yorumlar yapmıyorum. Kendi mantık dünyamızın temeline dinamiti kendimiz koyuyoruz, sadece bunu vurgulamak istiyorum.

Zana’nın o gün söylediklerine kulak verseydik belki de bunlar olmayacaktı. Ne diyordu Zana bir hatırlayalım: ‘’Ez vê sondê li ser navê gelê kurd û tirk dixwîm’’  Yani: Bu yemini Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum.

Açıkçası riyakar durmuyor. Ortada bir kardeşlik çağrısı var. Aynı ümmetin iki milleti olarak zaten kardeşliğimiz baki iken, böyle bir talebe kulak vermek, meclis masalarını yumruklamaktan daha sağlıklı olmaz mıydı?

Biz de bugün bunu söylemiyor muyuz?  Bu iki millet kardeştir. Yüzyıllardır beraberdir. Kaderleri birdir demiyor muyuz?

Biz o gün Zana’ya böyle tepki göstermek yerine, bugün yapmaya çalıştığımız gibi onları dinlemeyi deneseydik, bugün bu konu buralara kadar gelmeyecekti belki de.

Bu konuda çok hassas bir ayrımı gözetmek, bugün kronikleşmiş hala gelen bu problematiğin çözümü konusunda önem arz ediyor. Bu hassasiyet BDP ile bütün Kürt halkını eşit tutmamak gerekliliğidir. BDP’yi bütün Kürt halkının temsilcisi olarak görmek meseleyi ihlaslı çözme noktasından bizi uzaklaştırabilir. Zira bu parti yetkililerinin çözümü isteyen taraf olmadıklarını bir çok kere gördük. Ama onların siyasal rantlarına bir milleti kurban etmek de bu devlete yakışmaz sanıyorum.

Article written by Ahmet Yavuz

Her memleket genci gibi benim de hikayem. Anadolu’nun küçük ama şirin bir kasabasında doğup ilimiçin, üniversite okumak için İstanbul yolu tutanlardanım yani. Lisansı bitince okuma aşkı bitmeyenlerdenim. Yüksek lisans derecesinde eğitimim devam ediyor. Niyetimiz doktora da yapmak, duamız ilmimiz ile amel de edebilmek… Köşemde elimden geldiğince objektif olup Türkiye siyaseti, siyasetçileri hakkında yazılar yazmaya çalışacağım. Bu çalışmadan tek amacım var, bu vesile ile bir şeyler daha öğrenebilmek. Kimseye bilmişlik satmak haddim değil. Yapıcı eleştirileriniz beni memnun edecek.

Yorum bırak