İstanbul’da Mevlevihaneler

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz…
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!

Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir.

İstanbul’daki Mevlevihanelerden bahsetmeden önce, Mevlâna (Muhammed Celaleddin Rumi) ’dan, Mevlevilikten bahsetmek gerekir. Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan’ın Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası, “Bilginlerin Sultanı” olarak bilinen Bahaeddin Veled’dir. Mevlâna ve ailesi, Moğol istilası hasebiyle ailesiyle beraber Belh şehrinden ayrılmıştır. Devletin Hükümdarı Alâeddin Keykubad, Sultânü’l-Ulemâ Bahaeddin Veled’i ve ailesini Karaman’dan Konya’ya davet eder ve Konya’ya yerleşmesini ister.

Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul eder ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile gelir. Sultânü’l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat eder Sultânü’l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplanırlar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak görürler. Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuştur. Mevlâna, Divan-ı Kebir ve Mesnevi’sini Konya’da yazmıştır. Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü vefat etmiştir.

Oğlu Sultan Veled, Mevlana talebeleri ve öğrencilerini bir arada tutmayı başarmış, Mevlevilik ile Allah’a yaklaşmayı, Allah’ın varlığını ve birliğine şahit olmayı dert edinmiştir. Mevleviliğin temel ilkesi varlık birliğidir. Evrendeki, her şeyi canlı olarak kabul ederler, zarifliği ve insan sevgisini ön planda tutarlar. Mevlevilikte müzik ve sema iki ana öğedir.

İstanbul’da Mevlevilik beş büyük tekkede faaliyet göstermiştir. Mevlevihaneler ibadet, eğitim ve konaklama gibi ihtiyaçların karşılandığı külliye niteliğinde yapılardır. Bu merkezler, Galata, Yenikapı, Kasımpaşa, Beşiktaş ve Üsküdar Mevlevihaneleri’dir. Kayıtlarda çok az rastlanan iki Mevlevi yapısı daha bulunmakta. Kalenderhane ve İstanbul (Fatih) Mevlevihaneleri çeşitli nedenlerden dolayı ortadan kalkmış. Eyüb ve Çukurbostan’da da iki mevlevihanenin olduğu pek kapsamlı bilgi olmasa da çeşitli kaynaklarda yazar.

1. Kalenderhane Mevlevihanesi

Kalenderhane Camii

Bu Mevlevihane hakkında çok az bilgi mevcut. Abdülbaki Gölpınarlı “Hz. Mevlana’dan sonra Mevlevilik” (1983) adlı eserinde buranın ilk Mevlevihane olduğundan bahseder. Daha sonra ise yapının medreseye dönüştürüldüğü ve mevlevihanenin kapandığı düşünülmektedir.

Fatih; vakfiyesinde, kilise iken camiye çevrilen Kalenderhane Camii’nin derviş ve fakirlere yardım ederek, dünya ile ilişkisini kesmiş şekilde zaviye olarak kullanılmasını ve burada mesnevi okunmasını ve sema ayini düzenlenmesini istemiştir.

2. İstanbul (Fatih) Mevlevihanesi

İstanbul Mevlevihanesi, Fatih Çarşamba’da, Otlukçu Yokuşu ile Salih Zeki Sokağı’nın birleştiği yerde bulunmaktaydı. Bu yapı, Fatih yangınında yanarak, zaman içinde yok olmuştur.

3. Galata Mevlevihanesi

Galata Mevlevihanesi

Beyoğlu semtinde Yüksekkaldırım’a inen yokuşun başında yer alan mevlevihane, İstanbul’un en eski mevlevihanesidir. II. Sultan Beyazıd Devrinin beylerbeyi olan İskender Paşa’nın av çiftliği üzerine 1491 yılında inşa edilmiş. İlk şeyhi de Mehmed Semâ-i Çelebi’dir. Mevlevihane, Sultan III. Mustafa zamanında (1766) yangın geçirmiş ise de aynı sultan zamanında bugün ayakta olan mevlevihane yaptırılmıştır. Ayrıca Humbaracı Ahmed Paşa’nın, Türkiye’de ilk matbaayı kuran İbrahim Müteferrika’nın, ünlü bestekâr Vardakosta Seyyid Ahmed Ağa’nın, Nayi Osman Dede’nin ve Tepedelenli Ali Paşa’nın aile efradının mezarları bulunmaktadır.

Galata Mevlevihanesi, Mevlevihaneler arasında günümüze en iyi ulaşanıdır.  Evkaf-ı Hümayun Nezareti’nin 1913 tarihli haritasına göre yapının semahane, derviş hücreleri, Halet Efendi Kütüphane ve Sebili, hadikat’ül-ervah, Şeyh Galip Türbesi, hamuşhane, matbah, Hasan Ağa Çeşmesi, sarnıç, Adile Sultan Şadırvanı, harem dairesi ve çamaşırhaneden meydana geldiği bildirilmektedir. Bu yapılar içinde harem ve hadikat’ül-ervah dışındaki yapılar günümüze ulaşmışlardır. Galata Mevlevihanesi günümüzde Divan Edebiyatı Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Galata Mevlevihanesi Şadırvanı

4. Kasımpaşa Mevlevihanesi

Kasımpaşa Mevlevihanesi’nin semahane ve harem bölümleri

Mevlevihane, Beyoğlu ilçesinin Kasımpaşa semtinin Sururi Mehmet Efendi Mahallesinde yer alır.  Kasımpaşa Mevlevihanesi’nin kurucusu Fırıncızade Sırrı Apti Dede’dir. Bu mevlevihanenin kuruluş hikâyesi ise; Apti Dede, Galata Mevlevihanesi’nin şeyhlik makamı boşaldığında kendisinin o makama getirileceğini ummuş. Ne var ki şeyhlik makamı Mesnevî Sârihi Ankaralı İsmail Rusûhi Dede’ye verilince buna çok üzülmüş ve Kasımpaşa’da babadan kalma bostanlar içerisine kendisini sevenlerin yardımıyla bu Mevlevihane’yi yaptırmış.

İlk yapılan tesis bir zaviye niteliğindeymiş, zaman içinde harap düsen Mevlevihane farklı dönemlerde onarımlar geçirmiştir. Kasımpaşa Mevlevihanesi 1834’te II. Mahmud tarafından yenilenmiş. Cumhuriyet döneminde semahane kısmı bir süreliğine Kasımpaşa Güreş Kulübü’ne tahsis edilmiş, diğer bölümler ise ilkokul olarak kullanılmış. Daha sonra yapı, 1979 yılında çıkan bir yangınla tamamen ortadan kalkmıştır. Günümüzde bu alan, Sururi İlköğretim Okulu’nun bahçesinin bir bölümü olarak kullanılmakta. Ayakta kalan iki taş merdiven ile bir Mevlevi mezarı dışında mevlevihaneyi anımsatacak başkaca iz bulunmamakta…

5. Beşiktaş (Bahariye) Mevlevihanesi

Beşiktaş Mevlevihanesi

Mevlevihane, 1613 yılında Bostancı Ocağı’nda yetişerek önce Kaptan-ı Derya sonra da sadrazam olan Ohrili Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Yapılış hikâyesi şöyle: Kaptan-ı Derya Ohri’li Hüseyin Paşa Akdeniz seferinden dönerken Gelibolu’ya uğramış ve Gelibolu Mevlevihanesi Şeyhi Agazade Mehmet Dede’yi ziyaret etmeyi unutmuştur. İstanbul’a hareketinde şiddetli bir fırtınaya tutulmuş ve geriye dönmek zorunda kalmıştır. Tekrar Gelibolu’ya geldiğinde deniz sakinleşmiş, yeniden hareket ettiğinde fırtına başlamıştır. Bunu bir gönül kırıklığına bağlayan Hüseyin Paşa “galiba Gelibolu erenlerinden birini ziyaret etmeyi unuttuk” diyerek sorup, soruşturmuş ve Mehmet Dede’yi ziyaret etmediğini öğrenmiştir. Bunun üzerine Mehmet Dede’ye giderek kusurunun bağışlanmasını istemiştir. O da donanmanın Marmara’ya açılması için dua etmiş ve Paşa’ya bir daha fırtına ile karşılaşmayacağını söylemiştir. Bunun ardından da yakında Sadaret mührü ile payelendirileceğini, sonra da saraya damat olacağını müjdelemiştir. Gerçekten de Ohrili Hüseyin Paşa İstanbul’a dönüşünde sadrazamlığa yükselmiş, bir süre sonra da damatlık Ona layık görülmüştür. Ohrili Hüseyin Paşa, bütün bunları Agazade Mehmet Dede’nin kerametine bağlamış ve bir şükran borcu olarak da Beşiktaş Mevlevihanesini yaptırmıştır.

Dergâh, 1867’ye kadar bugünkü Çırağan Sarayı’nın olduğu yerde faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu tarihte saray inşası nedeni ile yıkılmış ve 1871 yılında tamamlanmış olan Maçka’daki binasına geçmiştir. 1874 yılında askeri kışla yapımı için bu bina da yıkılmış geçici olarak Eyüp’te bulunan bir yalıya taşınmış, daha sonra 1877 yılında Eyüp Bahariyesi’ndeki yeni yapıya yerleşerek 1925 yılına kadar burada faaliyet göstermiştir.

6. Yenikapı Mevlevihanesi

Zeytinburnu Merkezefendi’de yer alan Yenikapı Mevlevihanesi, Malkoç İskenderoğlu Mehmed Efendi tarafından 1597 yılında yaptırılmaya başlanmış, 1598 yılında açılmış. Malkoç Mehmet Efendi’nin bu Mevlevihane’yi kurması şöyle anlatılır; Mehmed Efendi,  Bağdat ve Revan seferi sırasında öldürülmek istenmiş. Mehmed Efendi bu badireyi atlatınca dönüşte, Konya Mevlâna Dergâhı’nı ziyaret etmiş “İstanbul’a sağ salim gitmek nasip olursa, orada bir Mevlevi dergâhı yaptıracağım” diye dua etmiş. İstanbul’a dönüşünde de dergâhın yapımını başlatmış, 1597’de Mevlevihane’yi açarak Sinan Mevlevi’nin oğlu Kemal Ahmet Dede’yi şeyh yapmış.

Yenikapı Mevlevihanesi, kuruluşundan tekke ve zaviyelerin kapanışına kadar geçen 350 yıl içerisinde 20 Mevlevi büyüğü burada şeyhlik yapmıştır.

Yangın ve depremlerle çeşitli tahribatlar geçiren bu Mevlevihane, Sultan Reşad tarafından projesi Mimar Kemalettin Bey’e çizdirilerek yeniden yaptırılmış. Projeyle, yapıya bir de minare eklenmiştir. Avluya giriş sağlayan cümle kapısı, cadde üzerinde bulunmaktadır. Cümle kapısının sağ tarafında şeyh dairesi yer almakta. Cümle kapısından girişte sol tarafta ise duvara bitişik duvar aksı üstünde sebil, kütüphane ve muvakkithane bulunmaktadır.

7. Üsküdar Mevlevihanesi

Üsküdar Mevlevihanesi

Eskiden İmrahor Tekkesi adıyla bilinen Üsküdar Mevlevihanesi, İstanbul Mevlevihaneleri içerisinde en son yapılmış olan yapıdır. Üsküdar Mevlevihanesi’ni Yeğen Ali Paşa’nın oğlu, Galata Mevlevihanesi postnişini Halil Numan Dede, burada bulunan evini de içerisine katarak 1207’de (1792) kurmuştur. Üsküdar Mevlevihanesi içerisindeki 4 adet ana bina bulunmaktadır; Türbe ve Semahane, Selamlık, Dedegan hücreleri, Su sarnıcı.

Üsküdar, Doğancılar caddesinin batı yakasına yer alır. Diğer Mevlevihanelerden farklı olarak daha çok taşradan İstanbul’a gelen dervişlerin konaklaması için yapılmıştır. Günümüzde semahane-türbe binası ziyarete açık tutulmakta ve bazı kültürel faaliyetler için kullanılmaktadır. İki katlı olan semahane-türbe binasının zemin katı türbe, üst katı semahanedir. Bu özelliği ile tarikat mimarisi açısından dikkat çeker. Bu da veliler ile onlara bağlı olanlar arasında manevi yakınlığı temsil eder.

Article written by Seza Nur

İstanbul’u çok sevdi.. Bunda İstanbulda gözlerini açmasının payı büyük. Çocukluğunu sorsanız pek hatırlamaz, Bir anda büyüdüğüne, çocukluk yaşamadığına inandırmaya çalıştığından belki de..Gezmeyi çok sever, okumayı, araştırmayı, merak etmeyi bilir. Yazıya da merak saldı şimdilerde, size istanbulu anlatmaya çalışacakmış.

Yorum bırak