Eyüp İdris Köşkü tepesinde bulunan ahşap kahvehane, Fransız yazar Pierre Loti’nin ziyaretleriyle zamanla ün kazanmış. Pierre Loti’nin hayran kaldığı bu mekâna zamanla Pierre Loti adı verilmiştir. Eyüp Sultan meydanından başlayan dar bir patika ile ulaşılan bu kahvehane pek çok sanatkâr, düşünür ve yazar tarafından huzurun adresi olarak kabul görmüştür. Görsel açıdan yadsınamayacak kadar etkileyici manzarası ve hâkim konumu tepeyi çekici kılan bir başka özellik…
Pierre Loti Kahvehanesi 1880 yılında Ragıp Ağa tarafından kurulmuş, kurulduğunda adı:“ Ragıp Ağa’nın Kahvehanesi” imiş. Kahvehaneye bir dönem Rabia Kadın da denmiş, bunun nedeni, kahvenin hemen yanında Rabia kadının ahşap binası varmış. O tarihlerde Ragıp Ağa, semtin bekçiliğini yapmaktaymış. Pierre Loti, o dönemler sık sık kahveyi ziyaret eder, bazı geceler ise burada sabaha kadar dinlenirmiş. Kahvehaneye zamanla Pierre Loti’nin ismi verilmiş.
Reşat Ekrem Koçu 1951 yılında bir gazetede Pierre Loti kahvehanesini över, ayrıca kallavi fincanlarda içilen, tarçın rengi köpüklü Türk kahvesinin eşliğinde karşıda atlas bir yelpaze gibi açılan Haliç ve İstanbul manzarasını anlatır.
Eyüp’ün mezarlıklarının tarihte çok ünlü olduğu bilinmektedir. Burada hanım sultanlar, saray mensupları, şeyhülislamlar, sadrazamlar, kumandan ve vezirler defnedilmiştir. Bunlardan bir kısmı kendi adlarına yaptırılan türbelerde, bir kısmı da umumi mezarlarda bulunur. Eyüp kartpostallarında rastlanılan eski mezarlıkların resmedildiği görünümlerde, Piyer Loti’den Haliç’e ve İstanbul’a bakan resimler bulunmaktadır. Bu resimleri, gerçeğini görüp tadına varan Edmondo De Amicis’e ait satırları en iyi anlatmaktadır:
“Ya Eyüp Mezarlığı nasıl unutulur? Oraya bir akşam gurup vaktinde gittik ve hafızamda hep o gün gördüğüm gibi güneşin son ışıklarıyla aydınlanmış olarak kaldı. Hafif bir kayık bizi Haliç’in nihayetine götürdü ve Osmanlıların ‘mukaddes toprak’ına iki yanı kabirlerle çevrilmiş pek meyilli bu yoldan çıktık.Bu saatte bütün gün mezarlarda çalışan ve büyük kabristanı çekiç sesiyle dolduran taş yolcuları bırakıp gitmişlerdi,ortalık ıssızdı…Bu fevkalade bir sessizliğe gömülmüş aristokratik bir mahalle gibi,uhrevi bir hüzünle beraber dünyevi bir hürmet hissini ilham eden, bembeyaz, gölgeli ve şahane bir güzelliğe sahip mezarlıklar şehridir. Mezarlık bahçelerindeki yeşilliğin çelenkler ve demetler halinde sarktığı ve üzerinden akasya, meşe, merdin dallarının yükseldiği beyaz duvarların ve parmaklıkların içine geçiyor ve türbelerin kemerli pencerelerini yaldızlı demir dantellerin arasından, tatlı bir ziyaret içinde, ağaçların yeşil gölgeleriyle boyanmış mermer lahitleri görüyoruz. İstanbul’un başka hiçbir yerinde ölüm tasvirini güzelleştiren ve korkmadan seyrettiren Müslüman sanatı bu kadar zarafetle gözler önüne serilemez. Dudaklarda hem dua hem tebessüm uyandıran hüzün ve zarafet dolu bir kabristan, bir saray, bir bahçe bir mabeddir bu. Her tarafta asırlık selvilerin gölgelediği içinden yılankavi yolların geçtiği sulara dalmak için yol boyunca toplanıyormuş gibi gelen mezar taşlarıyla beyazlaşmış mezarlıklar uzanır. Birçok köşeden çalıları aralayınca,sağ kolda birbirinden aynı bir sıra mavimsi şehir gibi görünen uzaklardaki İstanbul,aşağıda,güneşin son ışığının parladığı Altınboynuz, karşıda Sütlüce Halıcıoğlu, Piri Paşa,Hasköy semtleri ve daha uzakta bu dünyanın renklerine benzemeyen belirsiz ve ölgün sonsuz bir renk tatlılığı içinde kaybolmuş büyük Kasımpaşa semti ve hayal meyal Galata görülür.”
Günümüzde kahvehanenin etrafındaki metruk binalar 1997 yılında ilçe belediyesi tarafından istimlâk edilerek yerlerine, Osmanlı-Türk mimarisine uygun olarak çeşitli konaklar yapılmıştır. Bu konaklar şu anda hotel ve restoran olarak hizmet vermektedir. Şüphesiz bu yapılar turistik bir kaygı ile inşa edilmişler. Ayrıca iç mekânları ve bahçeleri bulunduğu atmosfere uygun olarak tasarlanmış. Göze batmayan ve seyredene keyif veren ölçüde yapılmasına dikkat edildiği söylenebilir. İdris-i Bitlisi tarafından yaptırılan Sıbyan Mektebi de yine bu dönemde restore edilmiştir.
Pierre Loti Kimdir?
Fransız roman yazarı Pierre Loti, (asıl adı Louis Marie Julien Viaud) 1876 yılında İstanbul’a gelmiş. Kendisini Türk dostu olarak addetmiştir. Zaman zaman fes giyip, elinde tesbihle sokaklarda Türk kılığıyla dolaştığı da çeşitli kaynaklarda yazılmıştır. Eyübü ve Pierre Loti’yi çok sevdiğinden zamanının büyük bir bölümünü burada geçirmiştir. Aziyade adlı sevdiği kadınla burada tanışmış, ve ismini verdiği “ Aziyade” romanını da burada yazmıştır. Loti’yi Nazım Hikmet, ağır dille eleştirirken, Abdülhak Şinasi Hisar’da övmüştür.




