“Aceb yer var mı İstanbul’a benzer
Ki yeksan ola onda hâk ile zer.”
Hoca Sâdeddin
Bazen dinlenmek için İstanbul’un sokaklarına atarım kendimi. Mekânlar yaşanmışlıklarla anlamlıdır. İstanbul’da her mekân önemli bu yüzden. Her köşesinde farklı bir dönemi anlatır İstanbul. Her köşede farklı bir hikâyenin izini taşır. Her hikâyede de kendimizi buluruz biz.
Yolumun düştüğü, daha doğrusu yolumu sık sık düşürdüğüm bir camiden söz edeceğim şimdi. Küçük Ayasofya Camii’nden… Tarihi yarımada içinde, Kadırga Limanı ile Cankurtaran semtleri arasında Küçük Ayasofya Mahallesi’nde yer alıyor Küçük Ayasofya. Camii, 16. yüzyılın başlarında Bizans kilisesi iken, Osmanlı zamanında camiye çevrilmiş.
Sergios ve Bakhos Kilisesi olarak bilinen kilise, Bizans Dönemi’nde Ayasofya’nın da kurucusu olan İustinianos tarafından 530 yılına doğru inşa ettirilmiş. İki eserin plan bakımından bazı benzerlikler taşıması sebebiyle buraya Osmanlı zamanında Küçük Ayasofya denilmiş. Kuruluş efsanesine göre I. İustinianos, amcası I. Iustinos aleyhine bir ayaklanmaya karıştığı için cezalandırılacağı günlerde, azizlerden Sergios ve Bakhos’un Iustinos’un rüyasına girerek İustinianos lehinde tanıklık etmeleriyle kurtulmuş. İustinianos da imparator olunca şükran borcunu ödemek üzere bu azizlerin adına kiliseyi yaptırmış.
II. Bayezid Dönemi’nde (1481-1512) Kapı ağası Hüseyin Ağa tarafından camiye çevrilmiş, Sergios ve Bakhos Kilisesi, nam-ı diğer Küçük Ayasofya. Camiye çevrilme esnasında, Osmanlı mimari üslubundan faydalanılarak ilaveler yapılmış. Avlusunun etrafına zaviye hücreleri eklenmiş ve kuzey tarafına da kurucusu Hüseyin Ağa’ nın türbesi inşa edilmiştir. Zaviye daha sonra medreseye dönüştürülmüş.
Cami çok tadilattan geçmiş, minaresi çok kez değişikliğe uğramış, şimdiki minaresi de kesme taştan yapılmış. Caminin avlusuna üç taraftan açılan kapılarla girilmekte. Kubbesi, esasını teşkil eden büyük bir kubbenin hâkim olduğu merkezi planlı Erken Bizans dönemi yapılarının en güzel örneğidir. Kubbe kabuğu tamamen dalgalı biçimde örülmüş. Bu planın birbirinden farklı çeşitlemelerinin Kudüs’teki Kubbetü’s Sahra da da mevcut olduğunu söyleyelim buradan. Küçük Ayasofya Camii’ne Bizans ve Türk mimarilerinin karışımı olarak da bakabiliriz.
Caminin Medresesi şimdilerde, Ahmed Yesevi Vakfı tarafından kiralanmış. Geleneksel el sanatları atölyeleri, tezhip, ebru ve hat kursları medrese içinde yer almakta. Ayrıca bahçe içinde, kitabımızı okuyup çayımızı yudumlayabileceğimiz huzurlu bir mekân da bulunmakta.
Eski İstanbul deyince akla, Sultanahmet Meydanı’nın geldiği bu dönemde, Küçük Ayasofya mahallesi, camisi ve medresesi ile tatlı bir huzurun, eski İstanbul’un adresi. Bahçesinde ney eşliğinde tefekküre dalmak gerek, şimdilerde sahipsiz beş yavru kediye de evsahibi olan bu mekânda…




