Hey gidi, asırlardır geçmişi düşüne Boğaz’a bakarak kâh gülen kâh ağlayan Amca Hüseyin Paşa Yalısı… Tarihin sırları üstüne vurulmuş açılmaz bir kilit sükûnetiyle susan sıkı ağızlı, kocamış yalı…
Sus… Susmakta devam et. Korkma, sükûtun dilini anlayan anlar. Zira görmüş geçirmiş devlet düşkünü halinde bir değil, bin macera, bin destan gizli… Odalarında sofalarında, yaşayıp yaşayıp da nihayet yokluk sınırına atlamış faniler gibi, devirlerin ve geri dönmemek üzere kaybolan anlı şanlı bir medeniyetin de ölümünü hafızandan okumamak mümkün mü?
Sâmiha Ayverdi, “Boğaziçi’nde Tarih” adlı kitaptan…
Boğazın eşsiz güzelliğine farklı güzellik katan yalılar, bir tarihi anlatır. Boğaziçi’nin eski yalısı olan, Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı, tarihe şahitliğiyle şimdilerde üç yüz küsur yaşında Boğaz’da bizleri selamlamaktadır. Eski ahşap eserler, genelde yangın ve olumsuz şartlar nedeniyle günümüze pek gelememiştir. Yalı, ahşabın ve deniz kenarında olmasının tüm olumsuzluklarına rağmen kısmen de olsa ayaktadır.
Yalı konum olarak, İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında, Anadoluhisarı ve Kanlıca arasındadır. Amcazade Hüseyin Paşa için, 17. Yüzyıl sonlarına doğru sayfiye olarak yaptırılmış. Yalının vakfiyesi 1701 tarihlidir. Hüseyin Paşa’nın vakıfları ile bağlantısı olduğundan Meşruta ( satılmamak üzere birine verilmiş mülk) Yalı da denildiği kaynaklarda geçer.
Bu yalı, yapılır yapılmaz Avusturya elçisini misafir etmiş, sonrasında gelenek devam ederek çoğu elçi burada ağırlanmıştır. Tarih için önem arzeden Karlofça Antlaşması sonrası alınan kararların padişaha tasdiki de burada olmuştur.
Yalı, 93 Harbi sonrası, hor kullanılmış, bakımsızlıktan, iki ahşap binasını kaybetmiş, sadece denize uzanan divanhanesi (selâmlık) kalmıştır. Fransız romancı, Pierre Loti’nin “Bu ahşap yalıyı kurtarın” haykırışları da fayda etmemiştir.
Bugün Amcazade Yalısı denilen fakat esasında bu büyük yalı kompleksinin sadece divanhanesinin bir bölümü olan ahşap köşk, kısmen, denize çakılmış kazıklar üzerine oturan tek katlı bir mekândan ibarettir. Bugün divanhane kısmı, Boğaziçi yalılarının genel görünüşüne uygun olarak üç cepheli veya üç sofalı oda olarak tasarlanmıştır. Bu tasarıma göre, her sofadan Boğaz’ın eşsiz güzelliğini görmek mümkündür.
Amcazade Yalısı divanhanesine, dışarıdan bakınca sade bir mimari görmekteyiz, buna karşın iç süslemesi göz kamaştırıcı güzelliktedir. Türk sanat anlayışının en güzel örnekleri burada görülebilir. Ortadaki kubbe ile bütün duvarlar ve çıkıntıların tavanları, altın yaldızın hâkim olduğu nakışlarla bezenmiştir. Dip duvardaki dolap kapaklarında ise fildişi ve sedef kakmalar vardır. Duvarlarda üst tabakada sıra halinde panolar bulunmakta, bunların her birinin içlerinde bir testiden çıkan çeşitli çiçekler yer almaktadır.
Yapıyı diğer yalılardan farklı kılan özelliklerinden biri de, pencerelerinin çok alçak tutulmuş olmasıdır. Pencerelerin yüksekliğinin duvar yüksekliğinin yarısı kadar bile olmaması yapıda kendine has bir mekân ve ışık kompozisyonu yaratmıştır. Pencere kapakları ve kepenkleri bugün mevcut değildir. Şimdilerde yalının içini görmek mümkün değil, bakımsızlık nedeniyle, iç dekorasyon, zengin süslemeler eskiye nazaran bozulmuş, yıpranmıştır.
Amcazade Hüseyin Paşa kimdir?
Amcazade Hüseyin Paşa’nın doğum yeri ve tarihi belli değildir ama bazı kaynaklarda Samsun’un Vezirköprü ilçesinde, 1644 ‘de doğmuş olduğu yazar. Hüseyin Paşa, Osmanlı sadrazamlarından meşhur Köprülü Mehmed Paşa’nın ağabeyi, Hasan Ağa’nın oğludur. Bu yüzden “Amcazâde” olarak anılır. Tarih ilmine olan ilgisi, akşamları ve boş zamanlarında sohbetlere katılması bunun göstergelerindendir. Amcazâde Hüseyin Paşa için “tekmîl-i rüsd”, “ahvâl-i ilim” gibi ifadelerin kullanılması bunu desteklemektedir. Hüseyin Paşa, yalıyı yaptırdıktan 3 yıl sonra, 22 Eylül 1702’de ölmüştür. Cenazesi Saraçhane karsısında inşa ettirdiği külliye içindeki türbesine defnedilmiştir.


