Bakmayın meclisin “Hadım Yasa Tasarısı”nı konuştuğuna…
Memleketimizde uzun zamandır bir hadım faaliyeti cari zaten.
Kitabın ortasından konuşamazsınız mesela bu ülkede; konuşturmazlar.
Gavura gavur diyemez, yapılanı gavurluk diye niteleyemezsiniz.
Bir linç kampanyası başlar ki feleğinizi şaşırsınız; zamanla sözünüzü terbiye etmek zorunda kalır, bir tür “zihinsel hadım”a maruz kalırsınız.
Ama sözün de bir yeri ve zamanı olduğunu bilirseniz kimse sizi hadim etmek için uğraşmaz.
Dekolte konusunda konuşan Selçuk İlahiyatlı Prof. Dr. Orhan Çeker’i şimdilerde malum medya “zihinsel hadım”a tabi tutmak için uğraşıyor.
Hoca da direniyor.
Ne demişti Orhan Hoca?
Okuyalım:
“Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir. Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. “
Sorunun, yani şimdi ortaya koyduğumuz sorunun, yani “zihinsel hadımın” odağında kim var acaba?
Orhan Hoca’nın mantığından devam edelim mi?
Yazalım:
“Sorunun odağında kim var? Kitabın ortasından konuşan var. Kardeşim sen ulu orta konuşursan bu tür bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir. Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde nalına mıhına vurarak konuşanların da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür.”
Bu mudur?
Nedir, kafanız mı karıştı yoksa?
Bırakın karışsın.
Özellikle kadın mevzusunda kafanız hiç rahat olmasın.
Olmasın, çünkü bu mevzuda daha göreceğimizi görmedik.
Şimdiye kadar hep kaçak oynadık, durumu bir şekilde idare ettik.
Ama burası bizim yumuşak karnımız.
Bu gidişle her şeyi halledecek, bütün özgürlükler sorununu aşacak, ama kadın meselesini bir türlü aşamayacağız.
Çünkü bu mevzuda “kol kırılır yen içinde kalır” sökmeyecek.
Kendi kafamızdaki duvarları yıkmadan başkalarının duvarlarını yıkmaya talip olsak da işe yaramayacak.
Camdan evde oturuyor olduğumuz er geç anlaşılacak.
Başkalarına attığımız taşlar gelip bizi bulduğunda ise her şey için geç olacak.
İslam’da kadın konusundan bahsetmiyorum, orası kadını almış en muhteşem mevkiye oturtmuştur.
Ben müslümanlığımız ve kadın konusundan bahsediyorum.
Kadına ait anlayış ve algımızı modern dünyanın kurgusu içerisinde bir yere oturtamıyoruz.
Çünkü kadına nasıl davranacağımızı bilmiyoruz.
Kadınlarımızın da kafası net değil.
Tıpkı kimin nerede durduğunu ayırt edemediğimiz gibi…
Saflarımız da kafamız da fena halde karışık.
Neremizle konuşuyoruz bunu da bilmiyoruz.
Reflekslerimiz, zihnimiz, gönlümüz, gelecek kaygımız, geçmişe özlemimiz…
Adına töre, gelenek, örf ve adet dediğimiz şeylerle modern dünyada yer edinmeye çalışan okumuş kızlarımızın anlayışını bir türlü telif edemiyoruz mesela.
Din bunun neresine düşer, uzmanları konuşsun.
Ben sadece bir gözlemimi paylaşacağım.
Niye biraz okumuş yazmış ablalarımızın çoğu feminist dünyanın dili ile konuşur hale geliyorlar, hiç düşündünüz mü?
Son yirmi senedir yaşanan başörtüsü meselesini göğüslemiş kadın entelektüellerimizin yazı dillerine, üsluplarına ve işledikleri muhtevalara bir bakın…
Kekremsi bir tat var.
Hele başörtüsü ve kadın mevzusunu yazmaya, konuşmaya görsünler…
Kınamıyor, ayıplamıyor, anlamaya çalışıyorum.
Sözlerinde ve yazılarında erkeklerin çok zaman anlamlandıramadıkları bir tür bilenmişlik var.
İsmet Özel muhtemelen buna çıdam derdi.
Bir tür ortada bırakılmışlık, bir tür gönül koyma ama her şeye rağmen ses etmeme…
Benim diyen kadın uzmanı erkeği ebediyyen susturacak kadar donanımlı bu ablalarda bir tür kahır duygusu seziyorum ben.
Sözlerinde, yazılarında dokunanı ve değeni kavruklaştıran, lâlleştiren bir rüzgar esiyor sanki.
Töre, gelenek, din algısı, modernleşme, cihad ve sistem arasında sıkışmışlığın bir sonucu mudur bu?
Bilmiyorum.
Ama Orhan Hoca’nın sözleri bana onları hatırlattı.
Bu sözleri derin bir inkisarla mı okumuşlardır, yoksa memnun mu olmuşlardır?
Bilmem, ama şundan eminim ki ben Orhan Hoca’dan farklı düşünüyorum.
Meselenin odağında kadın mı var?
Hayır, meselenin odağında insan var.
Bunu kadın diye gördüğünüz zaman bir şey çözmüş olmuyorsunuz.
Feminist bakışın düştüğü zaaftan farklı değil bu.
Merkeze cinsiyeti koyuyor ve her şeyi buradan değerlendiriyorlar.
Halbuki merkezde insanlık olmalı.
İnsan dediğiniz zaman cinsiyetten daha üst bir mevkiye terfi ediyoruz.
İnsan dediğiniz zaman erkeğin kadın kadar sorumlu olması gerektiği çıkıyor ortaya.
İnsan dediğiniz zaman karşılıklı hak ve sorumlulukları hatırlıyoruz.
Tıpkı Kur’an’ın ifade ettiği gibi: Mü’min erkekler gözlerini sakınacaklar, ırzlarını koruyacaklar; mümin hanımlar da gözlerini sakınacak, ırzlarını koruyacak ve süslerini göstermeyecekler.
Mesele kadın meselesi değil insan meselesidir.
Dekolte giyinen kadın eleştirilemez mi?
Tabii ki eleştirilebilir ama ondan evvel üzerimize düşen bir vazife var.
Önce nazarlarımızı temizlemeliyiz.
Kur’an bize bir üslup ve öncelik öğretiyorsa, bu, erkeklerin önce nazarlarını temizlemesi gerektiğidir; sonra sıra kadınlara gelir.
Dekolte giyeni daha da açmayacak bakışlarımız.
İfşa etmeyecek, altında ne var diye bakmayacak; örtecek.
Bunu evvela mümin erkekler yapacaklar.
Kadın yaratılışı gereği sevilmek ve beğenilmek ister.
Erkek her bakışıyla, neyi beğendiğini ya da arzuladığını ifade eden bir mesaj gönderiyor aslında.
Bizler karşıdakiler nasıl giyiniyor, bunu sorgulamadan önce, gözlerimizle nasıl mesajlar gönderdiğimize dikkat etsek daha iyi olmaz mı?
Hadi bu çok büyük bir toplumsal tezkiye gerektiriyor, hiç olmazsa dekolte giyenden daha çok onu o şekilde giymeye teşvik edeni uyarsak rahmete daha muvafık bir üslup olmaz mı?
Gözlerimizi temizlemeden, ortalığı temizleyemeyiz.
Sözlerimizi ölçmez biçmezsek birileri gelir hadım etmeye soyunur.
Zihnimizi kimsenin hadım etmesine fırsat vermeyelim.
mehmetkoprulum@gmail.com
