GDO’dan Sonra Şimdi de GDÇ

Günlerdir beklenen proje Kanal İstanbul’muş.

Çılgınlığı yeterince çılgın ki bir hayal kırıklığı oluşturmadı.

“Herşeye karşıyız”cılar ve siyasi rakipler dışında Başbakan’ın bu projesi genel bir kabul görecek herhalde…

Tayyip Bey’e yönelik sevginin de bunda payı var.

Uzun vadeli bir proje, ta 2023’e kadar yolu var.

AK Parti’nin yol haritası artık kanal haritasına dönecek, öyle anlaşılıyor.

Sözü güzel, icraatı da güzel bir proje olur; temennimiz bu…

Ancak neden “çılgın” diye adlandırılıyor, buna çok anlam veremiyorum.

Bir dönem çılgın Türkler nitelemesi vardı, hangi saikle kime atıf yapıldığını az çok anlayabiliyorduk.

Bu projenin çılgınlığı nereden menkul acaba?

Proje çılgın, Başbakan da çıldırmış mı şimdi?

Hadi canım sen de, çıldırtmayın adamı…

İsmi koyan aslında tarifi de koyuyor.

Tarif eden tahrif ediyor.

Çılgın dedik mi makul ve mantıklıya veda ediyoruz demektir.

Uzun vadede makul ve mantıklı kazanır, çılgınlık değil.

Bir de işin eko-sistem boyutu var.

Ben İbni Arabi’nin “yere iyi davran, göğe iyi davran, suya iyi davran” deyişindeki inceliğin siyasete yansımasının ne olacağını hep merak etmişimdir.

Bu “çılgın” proje suya ve yere iyi davranmayı da içeren bir proje midir?

Yoksa bir GDÇ midir?

GDÇ?

Genetiği Değiştirilmiş Çevre…

GDO’lu ürünlerden sonra şimdi nur topu gibi GDÇ’miz oldu, hayırlı olsun.

Çılgın Kanal İstanbul projesi bu tür bir coğrafya değişimini esas alıyor.

Ekonomistler buna ekonomik coğrafyanın yeniden tanımlanması adını veriyorlar.

Ekonomik coğrafya, belli bir bölgede insanların hangi ekonomik faaliyetler içerisinde yer aldıkları ile ilgili bir disiplin.

Kanal, baraj, yol ya da benzeri yatırımlarla ekonomik coğrafyayı yeniden tanmlayıp, bölgedeki ekonomik faaliyetleri farklılaştırabiliyorsunuz.

Aslında müdahale edip, şartları iyileştiriyorsunuz.

Ancak tıpkı GDO’larda olduğu gibi müdahalenizin uzun vadeli etkilerini kestiremeyebilirsiniz.

Soğuğa dayanıklı çilek üretirsiniz ama genetiği değiştiği için kanserojen etki meydana getirebilir.

O yüzden GDO’ları yiyecek kıtlığını azaltacak, çeşitliliği artıracak diye alkışlayanalr da var, Frankeştayn besinler diye yerden yere vuranlar da…

Müdahale etmeyelim demiyorum.

İnsanın halifelik vasfı biraz da müdahale edebilme yetkisine sahip olmasıyla alakalı…

İnsanın dünyadaki varoluş tarihi bir tür müdahaleler tarihi değil mi zaten?

Hayatı devam ettirebilmek ve daha iyi şartlarda yaşamak için insan tabiata sürekli müdahale etmiş.

İnsanlık tarihini tabiat ile savaş olarak algılayan zihniyete göre müdahalelerin ahlakiliği tartışılmaz.

Ama insan tabiat ilişkisini bir tür emanet ve uyum çerçevesine oturtursanız müdahalelerin ahlakiliğini sorgulayabilirsiniz.

Ahlaki olmak projeleri makul, mantıklı ve adil bir çerçeveye oturtmak demektir.

Adil olmak ne kadar önemli…

Kanal İstanbul için de konuşmak erken olabilir.

Neyin ne olduğunu zaman gösterecek.

Su eskisi gibi akacak mı?

Toprak eskisi gibi duracak mı?

Ya rant?

Onun eskisi gibi olmayacağı aşikar…

O kime ve nasıl akacak?

Kanal İstanbul çıldırmasın aman…

Makul ve mantıklı bir proje olarak “adl”i esas alsın.

Toprak, su, hava ve kaynaklar…

Hepsine adaletle muamele şart.

Adalet mülkün temeli…

Tarih projeler yapanın değil adaleti sağlayanın destanını yazıyor.

Article written by Mehmet Köprülü

80 İhtilali’nden bayağı önce doğdu. Evinin karşısında bulduğu demirle ilk eylemini yapacağı günkü gazı babasının bıyık altı tebessümünde söndü. Zaten müteakip günlerde asker yönetime el koydu. Depolitize edilmiş gençlerden. Okuyor, yazıyor, düşünüyor, konuşuyor, dua ediyor, yaşamaya gayret ediyor, çok zaman da susuyor. Başka türlü bir eyleme henüz kafası basmıyor. Belki de bu yüzden kimse arasına karışmıyor, bilinmek istemiyor. “Ne olacağız” demiyor, “ne olacağım” diye soruyor. Bu soruyu cevaplayabilirse “ne olacağımız” konusunda da bir fikrinin oluşacağını ümit ediyor. İrtibat kelimesini çok seviyor: mehmetkoprulum[@]gmail[.]com

Yorum bırak