Abdurrahman Münif Suudi Arabistan doğumlu bir yazar.
2004’te vefat etmiş.
Petrol doktorası yapmış ama teknik işlerle değil dergicilik ve yazarlıkla maruf olmuş.
1992’de kaleme aldığı beş ciltlik “Mudunu’l Milh (Tuz Şehirleri)” adlı eseri Suudi Arabistan’da yasaklanmış, kendisi de vatandaşlıktan çıkartılmış.
Bizde Mahfuz ve Kabbani dışındaki Arap yazarlar çok bilinmiyor.
Hâlbuki Münif çok usta bir kalem…
Dahası petrol gibi Arap talihini baştan aşağı değiştiren o kara sıvının nasıl bir değişim ve dönüşüm meydana getirdiğini çok iyi tahlil ediyor.
İbrahim Demirci, Münif’in 1973 tarihli Ağaçlar ve Merzuk Cinayeti’ni Hasan Harmancı ile birlikte çevirip Yapı Kredi Yayınları’na teslim etmiş.
Demirci Münif’in Tuz Şehirleri’ni de çevirmek istediğini söylüyor.
Cidden güzel bir katkı olur, zor tabii…
Münif Tuz Şehirleri’nde petrolün bulunması ile hayatları bir daha asla aynısı olmayacak şekilde değişen çölün basit ve fakat erdemli, bilge insanlarını anlatır.
Özellikle bir kâhinin ağzından konuştuğu şu satırlar oldukça etkileyicidir:
“Cenah Vadisi’nden El Dalle’ye, El-Sariha’dan Matalek’e kadar, ateş ateşi tüketecek ve genç yaşlıdan önce ölecek.
Başlangıcı say ve sonu uzat.
Çocuk babasını tanımayacak, kardeş de kardeşini…
Cenah Vadisi’nden El Dalle’ye, El-Sariha’dan Matalek’e kadar, bundan sonra artık her gün bir yıl.
Önce toprak, sonra artlarından çekirgelerin geldiği abidler takdis edilecek.
Önce yağmurlar ve seller, sonra cahil bir idareci.
Önce buğday ve ipek kumaş, sonra otlar ve danseden kum.
İnsanlar gittikçe çoğalacak, altın ve gümüşle güdülen insanlar; bir kısmı emniyet bulacak, diğerleri günah.
Zengin fakiri tüketecek, heybetli ufağı ezecek ve bu da görülecek ey benim ruhum!
Cenah Vadisi’nden El Dalle’ye, El-Sariha’dan Matalek’e kadar, dünya, dünya olmayacak.
İnsanlar çölde yıldızları arayacak ama yıldızlar ortaya çıkmayacak.
Kervan gözleyecekler ama kervan çıkıp gelmeyecek.
Ağlayacaklar ama ne bir kimse işitecek onları da, ne de cevaplayacak.
Saati böyle bileceksin ve saat uzak değil.
Görüntü derinliklerde ufalanacak, aşağılık soyluya hükmedecek.
Yollar kalpler kadar katı olacak, hissiz ve habersiz… (…)
Bu zamanın sonunda insanlar görünecek, zulüm sürgit devam etmeyecek.
Hikâyeler olacak, hikâyeler ki insanlar çocuklarının çocuklarına anlatacaklar…”
Evet, edebiyat öyle bir güçtür ki bir usta kalemin yüreğinden kopanlar bir yerlerde bir başka zamanda tekerrür edeceğin de tasviri olur.
Çünkü geçmiş hadiseler ve bugün İbni Haldun’un ifadesiyle suyun birbirine benzediği kadar birbirine benzer.
İstanbul’a 1990’larda geldim.
Susuzluğu da, çöp dağlarını da, hava kirliliğini de yaşadım.
Seçimin bir gün öncesi asılan “Tamam İnşallah” afişleri ile doruğa çıkan heyecanı da…
O heyecan boşuna değildi.
Varoşlarda başlayan dalga bugüne varan süreci getirdi.
Bugün varoşlarda ayrı bir hareketlilik var.
Somut göstergeler olmayabilir.
Ama derinden derine işleyen bir şeyler var.
İstanbul varoşlarının rahminde büyüyen dalga sadece İstanbul’u değil, Türkiye’yi önüne katıp götürmüştür.
Birileri orada düne benzer heyecanlarla çalışıyor.
Aynı yöntemler ve aynı güdülerle…
Zaten temelden başlayan çalışmalarda ne yöntem ne de güdü değişir.
Yol da bellidir, yordam da…
Dün oralarla gücü eline geçirenler bugün kendilerine bir baksınlar.
Dünün heyecanı nerede kaldı?
Acaba bugün petrol gibi kara bir sıvının getirdiğine benzer bir baş dönmesi mi yaşıyorlar?
Eğer öyleyse yakında “hikaye” olacaklarını görecekler.
Yıldızları arayacaklar ama yıldızlar ortaya çıkmayacak.
Kervan gözleyecekler ama kervan çıkıp gelmeyecek.
Ağlayacaklar ama ne bir kimse işitecek onları da, ne de cevaplayacak.
Saati böyle bileceğiz ve saat uzak değil.
Görüntü derinliklerde ufalanacak, aşağılık soyluya hükmedecek.
Yollar kalpler kadar katı olacak, hissiz ve habersiz…
Hikâye olacaklar.
Hikâye ki insanlar çocuklarının çocuklarına anlatacaklar…
Neden bahsediyorum ben böyle Allah aşkına, değil mi ey okur?
Siyaset yahu, başka ne olacak ki?
Ama bu seçimden bahsetmiyorum, dikkat et.
Biraz daha vakit var.
Paranın, iktidarın, gücün ve statünün yanı uçurumun kenarıdır.
Heyecan, aşk, dava ve bitip tükenmek bilmeyen enerji mazlumun, fakirin ve kalbi kırığın yanındadır.
Tarih, ikisini de beraber götürebileni çok nadir yazmıştır.
Evet, bu bir İstanbul masalıdır.
İstanbul’un masalını sadece kendi sakini değil Türkiye, hatta dünya dinler.
