İnsan, sürekli merak eden bir varlık, dolayısıyla etrafında olup bitenleri öğrenmek istiyor. Medya, tam da insanın bu ihtiyacını gidermeye yönelik olarak tasarlanmış bir meta…
Bilinen ilk haber aracı M.Ö. 60 yılında Roma’da papirüslere basılıp ülkenin her tarafına dağıtılan eser olarak bilinir. Acta Diurna adı verilen bu eserlere fethedilen ülkeler, boğa güreşi sonuçları gibi insanların merak ettiği konular yazılarak ülkenin her tarafına dağıtılıp insanların bilgi alması sağlanırdı. Okuma yazma bilenler, ‘Acta Diurna’ları Pazar yerlerinde yüksek sesle okuyarak okuma bilmeyen insanların da bilgi sahibi olmasını sağlardı.
Çin’de bazı saray genelgeleri de fethedilen yerlerle ilgili haberleri içerdiğinden gazete olarak kabul edilebilir. Öte yandan İslam öncesi Arabistan’da da kurulan panayırlarda tüm Orta Doğu’dan gelen şairler ülkelerinde olan biteni şiirsel bir dille panayıra gelen insanlara haber verirlerdi. Birçok ülkede ise, meydanlardaki duvarlara önemli hadiselerin yazıldığı ve bu yazıların belli aralıklarla güncellendiği bilinmektedir.
Avrupa’da matbaanın keşfi ile günümüzdeki gazetelere çok benzeyen ilk gazeteler gün yüzüne çıkmaya başladı. Bilinen ilk gazetenin yaklaşık 410 yıl önce Strazburg’da yayımlandı. Johann Carolus ismindeki bir şahıs, 1605 yılında sıkça seyahat eden tüccarların anlattıklarını kağıda basarak dağıtmaya başladı. Carolus, bu faaliyeti için Strasburg Belediye Meclisi’nden özel izin almıştı. Carolus, modern gazeteciliğin babası sayılıyor.
Almanya ve Belçika ve İngiltere’de bu tarihten sonra birkaç gazete daha basılır. Türkçe basılan ilk gazete ise Kahire’de yayımlanan Vekdiy-i Mısriye’dir.
Matbaanın yaygınlaşmasından sonra gazete sürekli gelişirken sayıları da arttı. 1900’lü yıllara gelindiğinde gazetelerin yanı sıra radyolar ve ardından televizyonlar kuruldu. Artık dünyanın bir yerinde olan bitenler binlerce kilometre uzaklıktaki yerlerde bile birkaç saat sonra duyulur, bilinir oldu. 2000’li yıllarda ise ortalama bir gazete okuyucusu, orta çağda yaşayan bir insanın birkaç yılda öğrendiği bilgiyi/ haberi bir günde öğrenir oldu.
1980’li yıllarda radyo, televizyon ve gazete gibi kitle iletişim araçlarına ‘ortam’ anlamına gelen medya adı verilmeye başlandı.
MEDYA KRİZDE Mİ?
2000’li yıllara gelindiğinde medyada çok önemli değişimler yaşandı. Tüm dünyada özel televizyonların sayısı arttı. Haber ajansları kuruldu. Rekabet arttı. Artık saatler değil, saniyeler önemli olmaya başladı. Haberi en çabuk veren kazanırdı. Gazetelerde de geç basılıp en güncel haberleri içerdiği halde taşraya erken dağıtılabilenler kazandı, ayakta kalabildi. Bu arada haftalık, iki haftalık ve aylık periyotlarla çıkan dergiler ise haber veren iletişim aracı vasfını kaybettiler. Süreç içerisinde dergilerin çoğu kapanırken, yorum ve analize ağırlık verenler ayakta kaldı. Bugün artık dergiler haber vermek için, makale, yorum ve analizler için yayımlanıyor.
Öte yandan gazeteler televizyona karşı güç kaybetti. Çünkü televizyonlar anlık olarak ajanstan gelen haberleri anında verebiliyorlardı. Süreç içerisinde gazetelerin reklam gelirleri gittikçe düşerken haberden ziyade köşe yazılarına ağırlık vermeye başlayarak bu şekilde ayakta durmaya çalıştılar. Bugün her gazetede en az 50 köşe yazarı olduğu, köşe yazarı sayısının muhabir sayısından çok olduğu düşünülürse söylediklerim daha iyi anlaşılır sanırım.
VE İNTERNET HABERCİLİĞİ
1980’li yılların ikinci yarısında ortaya çıkan internetle Türkiye 1993’te tanıştı. Bu tarihten hemen sonra internet haberciliği hayatımızda yer etmiş oldu. İlk internet sitesini kuran medya organı Aktüel Dergisi oldu. Onu Aralık 1995’te Zaman gazetesi izledi. Milliyet Kasım 1996’da, Hürriyet ve Sabah ise 1 Ocak 1997’de online yayına başladı. Milli Gazete 1998 sonunda, Yeni Şafak 2000 yılının Ocak ayında internet sitesini kurdu. Elbette gazetelerin internet siteleri, bugünkü gibi dakika başı güncellenmiyordu. Gazetelerin internet sitelerinde, basılı nüshada yer alan haber ve köşe yazıları bulunuyordu sadece. 1990’lı yılların başında bugünkü manada ilk haber siteleri ortaya çıktı. Gazeteler de internet sitelerinde değişiklikler yaparak son dakika haberlerini vermeye başladı.
İnternet, medya için yeni bir milat oldu. Artık televizyonlar bile yetersiz hale geldi. Zaten süreç içerisinde televizyon kanalları haberi ikinci plana atıp film, dizi ve aktüel programlar yapmaya başladı. Bunun yanında 24 saat haber yayını yapan haber kanalları açıldı. İnternet haber siteleri ise, ajanslardan gelen haberleri anında yayınlayarak insanların an be an gündemden haberdar olmalarını sağladılar.
SOSYAL MEDYA HABERCİLİĞİ DİYE BİR OLGU
Medyanın evrimi internet haber sitelerinin haberleri anında vermesiyle de bitmedi. Zamanla ‘Sosyal Medya haberciliği’ ve ‘vatandaş gazeteciliği’ gibi kavramlarla tanıştık. Artık insanlar, cep telefonlarıyla çektikleri fotoğrafları anlık olarak Twitter ve Facebook gibi sosyal medya portallarında yayınlayarak haberciliğe katkı yapmaya başladı. Bu süreçte günlük gazetelerin tirajları da sürekli düşmeye, televizyonlar reyting kaybetmeye başladı. Bugün insanların büyük çoğunluğu Twitter ve Facebook’u ilk haber kaynağı olarak görüyor.
GENİŞ İMKANLAR KALİTEYİ ARTTIRIR MI?
Medyadaki bu büyük evrime rağmen haberlerde kalitenin arttığını söylemek çok zor olacaktır. Hızlı haber verme kaygısı maalesef haberin teyit edilmesi gerektiği gerçeğini yok etti. Artık site sahipleri ve editörleri ajanslara düşen her haberi tashih etmeye ve doğrulatmaya ihtiyaç duymadan ekliyor. Dolayısıyla hızlı haber verme kaygısı eksik ve yanlış bilgi vermeye neden oluyor. Öte yandan haber siteleri kendisini okutmak için ahlak kurallarını hiçe saymakta, içerikle hiçbir alakası olmayan başlıklarla haberi okutmayı amaçlamaktadır.
Türkiye’nin ‘saygın’ gazetelerinden birinin 24 Haziran 2010 tarihinde internet sitesinde yayımlanan bir haberi örnek vererek noktalayalım:
Başlık: ‘Firavun Tutanhamun’un ölüm sebebi belli oldu’
Başlığı tıkladıktan sonra karşımıza çıkan spot: ‘Mısır’ın ünlü firavunu Tutanhamun’un doğuştan gelen bir kan hastalığından ölmüş olabileceği öne sürüldü’
Başlıkta kesin bir bilgi veriliyor. Haberde ise Firavunun ölüm nedeni ile ilgili her gün ortaya atılan teorilerden biri veriliyor. Buna benzer her gün onlarca belki de yüzlerce örneğe rastlamak mümkün. Medya, teknik imkanlar açısından geçmişe göre çok iyi bir yerde ama hala bir medya diline çok şiddetli ihtiyacımız var…
