<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Genç Yorumcu</title>
	<atom:link href="http://gencyorumcu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://gencyorumcu.com</link>
	<description>Zamanın bir dili var ve sürekli konuşuyor.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Sep 2011 11:22:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Medyanın sonu mu?</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/genel/medyanin-sonu-mu/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/genel/medyanin-sonu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Sep 2011 11:21:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Adil Arifoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=1045</guid>
		<description><![CDATA[İnsan, sürekli merak eden bir varlık, dolayısıyla etrafında olup bitenleri öğrenmek istiyor. Medya, tam da insanın bu ihtiyacını gidermeye yönelik olarak tasarlanmış bir meta… Bilinen ilk haber aracı M.Ö. 60 yılında Roma’da papirüslere basılıp ülkenin her tarafına dağıtılan eser olarak bilinir. Acta Diurna adı verilen bu eserlere fethedilen ülkeler, boğa güreşi sonuçları gibi insanların merak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, sürekli merak eden bir varlık, dolayısıyla etrafında olup bitenleri öğrenmek istiyor. Medya, tam da insanın bu ihtiyacını gidermeye yönelik olarak tasarlanmış bir meta…</p>
<p>Bilinen ilk haber aracı M.Ö. 60 yılında Roma’da papirüslere basılıp ülkenin her tarafına dağıtılan eser olarak bilinir. Acta Diurna adı verilen bu eserlere fethedilen ülkeler, boğa güreşi sonuçları gibi insanların merak ettiği konular yazılarak ülkenin her tarafına dağıtılıp insanların bilgi alması sağlanırdı. Okuma yazma bilenler, ‘Acta Diurna’ları Pazar yerlerinde yüksek sesle okuyarak okuma bilmeyen insanların da bilgi sahibi olmasını sağlardı.</p>
<p>Çin’de bazı saray genelgeleri de fethedilen yerlerle ilgili haberleri içerdiğinden gazete olarak kabul edilebilir. Öte yandan İslam öncesi Arabistan’da da kurulan panayırlarda tüm Orta Doğu’dan gelen şairler ülkelerinde olan biteni şiirsel bir dille panayıra gelen insanlara haber verirlerdi. Birçok ülkede ise, meydanlardaki duvarlara önemli hadiselerin yazıldığı ve bu yazıların belli aralıklarla güncellendiği bilinmektedir.</p>
<p>Avrupa’da matbaanın keşfi ile günümüzdeki gazetelere çok benzeyen ilk gazeteler gün yüzüne çıkmaya başladı. Bilinen ilk gazetenin yaklaşık 410 yıl önce Strazburg’da yayımlandı. Johann Carolus ismindeki bir şahıs, 1605 yılında sıkça seyahat eden tüccarların anlattıklarını kağıda basarak dağıtmaya başladı. Carolus, bu faaliyeti için Strasburg Belediye Meclisi’nden özel izin almıştı. Carolus, modern gazeteciliğin babası sayılıyor.</p>
<p>Almanya ve Belçika ve İngiltere’de bu tarihten sonra birkaç gazete daha basılır. Türkçe basılan ilk gazete ise Kahire’de yayımlanan Vekdiy-i Mısriye’dir.</p>
<p>Matbaanın yaygınlaşmasından sonra gazete sürekli gelişirken sayıları da arttı. 1900’lü yıllara gelindiğinde gazetelerin yanı sıra radyolar ve ardından televizyonlar kuruldu. Artık dünyanın bir yerinde olan bitenler binlerce kilometre uzaklıktaki yerlerde bile birkaç saat sonra duyulur, bilinir oldu. 2000’li yıllarda ise ortalama bir gazete okuyucusu, orta çağda yaşayan bir insanın birkaç yılda öğrendiği bilgiyi/ haberi bir günde öğrenir oldu.</p>
<p>1980’li yıllarda radyo, televizyon ve gazete gibi kitle iletişim araçlarına ‘ortam’ anlamına gelen medya adı verilmeye başlandı.</p>
<p><strong>MEDYA KRİZDE Mİ?</strong></p>
<p>2000’li yıllara gelindiğinde medyada çok önemli değişimler yaşandı. Tüm dünyada özel televizyonların sayısı arttı. Haber ajansları kuruldu. Rekabet arttı. Artık saatler değil, saniyeler önemli olmaya başladı. Haberi en çabuk veren kazanırdı. Gazetelerde de geç basılıp en güncel haberleri içerdiği halde taşraya erken dağıtılabilenler kazandı, ayakta kalabildi. Bu arada haftalık, iki haftalık ve aylık periyotlarla çıkan dergiler ise haber veren iletişim aracı vasfını kaybettiler. Süreç içerisinde dergilerin çoğu kapanırken, yorum ve analize ağırlık verenler ayakta kaldı. Bugün artık dergiler haber vermek için, makale, yorum ve analizler için yayımlanıyor.</p>
<p>Öte yandan gazeteler televizyona karşı güç kaybetti. Çünkü televizyonlar anlık olarak ajanstan gelen haberleri anında verebiliyorlardı. Süreç içerisinde gazetelerin reklam gelirleri gittikçe düşerken haberden ziyade köşe yazılarına ağırlık vermeye başlayarak bu şekilde ayakta durmaya çalıştılar. Bugün her gazetede en az 50 köşe yazarı olduğu, köşe yazarı sayısının muhabir sayısından çok olduğu düşünülürse söylediklerim daha iyi anlaşılır sanırım.</p>
<p><strong>VE İNTERNET HABERCİLİĞİ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1980’li yılların ikinci yarısında ortaya çıkan internetle Türkiye 1993’te tanıştı. Bu tarihten hemen sonra internet haberciliği hayatımızda yer etmiş oldu. İlk internet sitesini kuran medya organı Aktüel Dergisi oldu. Onu Aralık 1995’te Zaman gazetesi izledi. Milliyet Kasım 1996’da, Hürriyet ve Sabah ise 1 Ocak 1997’de online yayına başladı. Milli Gazete 1998 sonunda, Yeni Şafak 2000 yılının Ocak ayında internet sitesini kurdu. Elbette gazetelerin internet siteleri, bugünkü gibi dakika başı güncellenmiyordu. Gazetelerin internet sitelerinde, basılı nüshada yer alan haber ve köşe yazıları bulunuyordu sadece. 1990’lı yılların başında bugünkü manada ilk haber siteleri ortaya çıktı. Gazeteler de internet sitelerinde değişiklikler yaparak son dakika haberlerini vermeye başladı.</p>
<p>İnternet, medya için yeni bir milat oldu. Artık televizyonlar bile yetersiz hale geldi. Zaten süreç içerisinde televizyon kanalları haberi ikinci plana atıp film, dizi ve aktüel programlar yapmaya başladı. Bunun yanında 24 saat haber yayını yapan haber kanalları açıldı. İnternet haber siteleri ise, ajanslardan gelen haberleri anında yayınlayarak insanların an be an gündemden haberdar olmalarını sağladılar.</p>
<p><strong>SOSYAL MEDYA HABERCİLİĞİ DİYE BİR OLGU</strong></p>
<p>Medyanın evrimi internet haber sitelerinin haberleri anında vermesiyle de bitmedi. Zamanla ‘Sosyal Medya haberciliği’ ve ‘vatandaş gazeteciliği’ gibi kavramlarla tanıştık. Artık insanlar, cep telefonlarıyla çektikleri fotoğrafları anlık olarak Twitter ve Facebook gibi sosyal medya portallarında yayınlayarak haberciliğe katkı yapmaya başladı. Bu süreçte günlük gazetelerin tirajları da sürekli düşmeye, televizyonlar reyting kaybetmeye başladı. Bugün insanların büyük çoğunluğu Twitter ve Facebook’u ilk haber kaynağı olarak görüyor.</p>
<p><strong>GENİŞ İMKANLAR KALİTEYİ ARTTIRIR MI?</strong></p>
<p>Medyadaki bu büyük evrime rağmen haberlerde kalitenin arttığını söylemek çok zor olacaktır. Hızlı haber verme kaygısı maalesef haberin teyit edilmesi gerektiği gerçeğini yok etti. Artık site sahipleri ve editörleri ajanslara düşen her haberi tashih etmeye ve doğrulatmaya ihtiyaç duymadan ekliyor. Dolayısıyla hızlı haber verme kaygısı eksik ve yanlış bilgi vermeye neden oluyor. Öte yandan haber siteleri kendisini okutmak için ahlak kurallarını hiçe saymakta, içerikle hiçbir alakası olmayan başlıklarla haberi okutmayı amaçlamaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin ‘saygın’ gazetelerinden birinin 24 Haziran 2010 tarihinde internet sitesinde yayımlanan bir haberi örnek vererek noktalayalım:</p>
<p>Başlık: ‘Firavun Tutanhamun’un ölüm sebebi belli oldu’</p>
<p>Başlığı tıkladıktan sonra karşımıza çıkan spot: ‘Mısır&#8217;ın ünlü firavunu Tutanhamun&#8217;un doğuştan gelen bir kan hastalığından ölmüş olabileceği öne sürüldü’</p>
<p>Başlıkta kesin bir bilgi veriliyor. Haberde ise Firavunun ölüm nedeni ile ilgili her gün ortaya atılan teorilerden biri veriliyor. Buna benzer her gün onlarca belki de yüzlerce örneğe rastlamak mümkün. Medya, teknik imkanlar açısından geçmişe göre çok iyi bir yerde ama hala bir medya diline çok şiddetli ihtiyacımız var…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/genel/medyanin-sonu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KALDIR ELLERİNİ SEMÂYA</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/rota/kaldir-ellerini-semaya/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/rota/kaldir-ellerini-semaya/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 22:11:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurullah Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[bedel]]></category>
		<category><![CDATA[Pkk]]></category>
		<category><![CDATA[planlar]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=1038</guid>
		<description><![CDATA[Kaldır ellerini semaya şükret. Var secdeye aczini bildir. Hayat dediğimiz şu akıp giden zaman içinde ne çok uğraşlarımız mevcut. Sabah gözümüzü açıp, akşam yatağa girip gözümüzü kapayana kadar geçen süreçte aklımıza düşenleri küçük notlar halinde tutmaya kalksak muhtemelen defterler bitiririz. Abartı mı bu sizce? Bence değil. Bir ara mail kutuma bir sunum gelmişti, işte hayatımızın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaldır ellerini semaya şükret.</p>
<p>Var secdeye aczini bildir.</p>
<p>Hayat dediğimiz şu akıp giden zaman içinde ne çok uğraşlarımız mevcut. Sabah gözümüzü açıp, akşam yatağa girip gözümüzü kapayana kadar geçen süreçte aklımıza düşenleri küçük notlar halinde tutmaya kalksak muhtemelen defterler bitiririz.</p>
<p>Abartı mı bu sizce?</p>
<p>Bence değil.</p>
<p>Bir ara mail kutuma bir sunum gelmişti, işte hayatımızın şu kadarını tuvalette, şu kadarını yolda, şu kadarını bilmem nerede geçiriyoruz diye. Ve sonuçta diyordu ki geri kalan şu kadar zamanda da çalışıyoruz bu yüzden işe daha çok zaman ayırmak için çok iyi planlama yapmamız gerekiyor.</p>
<p>Planlar. İşler hep planlara göre yürüyor görünüyor. Ama hayat, sen ne kadar planlar yaparsan yap yine bildiği ve yazıldığı gibi akıyor.</p>
<p>Madem akıp giden bir hayat var plan yapmayacak mıyız?</p>
<p>Sadece on dakika bir durup düşünmemiz rica etsem çok mu şey isterim?</p>
<p>Akıp giden zaman Rabbin en uygun haliyle uygulamaya koyduğu zaman değil mi? Çok mu kaderci oldu. Hayır, değil. Elbette O’nun planları en uygun ama iradi kuvveti insana bir ödül nispetinde veren Rabbimiz düşünmeden hareketi abes ve kabul edilemez kılmaktadır.</p>
<p>Sadece namaz vakitlerini ele alalım. Beş vakit öyle intizamlı ki, ezan okunup namaza durdurduğunda insanın hiç vakit kaybı yok. İşini namaza göre planladığında ise intizamın en uygun hali meydana çıkıyor.</p>
<p>Bu manevi sahada her alanda böyle. Denemesi bedava da değil. Ödülü büyük.</p>
<p>O sana değil sen O’na uyacaksın. Bak gör o zaman nasıl yolunda gidiyor işler.</p>
<p>***</p>
<p>Ramazan’dı bayramdı derken günler hakikaten hızla geçiyor. Ülkemizde artık, tabiri dahi o kadar net ki, küresel (! ) düzene ve zamana uymuş durumda. Dünya üzerinde bir kalem oynayacaksa Türkiye’den mutlak bir geçiş ve söz var.</p>
<p>Lakin gelişmenin ve büyümenin getirdiği sancılar çoğalmakta. Artık Türkiye ergen değil, öyle anlık hevesli çıkışların menba-ı yok olmakta. Daha net ve temiz duruşlar ülkemizi daha ileriye ve akil olmaya götürmekte.</p>
<p>Sancıların başında yıllardır uğraştığımız PKK sorunu gelmekte. Bu bir Kürt sorunu değil diye diye büyüklerimizin dilinde tüy bitti. Ama hala anlaşılmış değil. Gün uzak değil, elbette anlaşılacak. Silah çözüm mü? Masalarda anlaşmalar çözüm mü? Hepsi teker teker sorgulanmakta.</p>
<p>Siyasilerin biri inip diğeri çıkıyor kürsülere açıklamalar için. Meclise girip anlatacağız derdimizi diyenler daha ilk günden su koyverdiler, burası bizim yerimiz değil şöyle olacak böyle olacak diye. Demek ki mecliste de iş bitmiyor.</p>
<p>Eğitim şart diye bir reklam repliği vardı. En büyük şart bu manada eğitim. Zamanında köylerden şehirlerden öğretmenleri ve eğitimcileri kaldırmadılar mı diyeceksiniz. Doğrudur. Onlar hala inatla yanlış hallerinde menfaatleri için devam ederken, vatanın selameti için niçin biz doğruda durgunluğa düşüyoruz?</p>
<p>Aranması gereken cevap varsa, bu sorudadır.</p>
<p>Bulunması gereken çözüm varsa, toz toprakta yürüyüp okula taşınan çocukların kalemlerindedir.</p>
<p>Yoksa biri diğerini alnından öpmüş, öbürü suratını ekşitmiş değişmeyecek durumlar.</p>
<p>***</p>
<p>Şu güzel ülkenin toprağına düşen ne çok kan var. Birileri ülke için bedel ödüyor ve sen yatağında rahat uyuyorsan halini bir düşün.</p>
<p>O halde aç ellerini semaya çekinme aczini bildir ve yalvar Allah’a.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/rota/kaldir-ellerini-semaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terör Belası</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/politik-a/teror-belasi/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/politik-a/teror-belasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 16:07:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politik A]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=1030</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye son otuz yılını meşgul eden terör belasından maalesef henüz kurtulabilmiş değil. Bu döneme şahitlik eden iktidar partilerinin çoğu, bu meseleye askeri açıdan bakıldığı kadar iktisadi, sosyal anlamlarda da yaklaşılması gerektiği konusunda beyanlarda bulunsalar da uyguladıkları politikalara baktığımızda işleyenin sadece askeri tedbirler olduğunu yakın tarihimizde görebiliyoruz.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye son otuz yılını meşgul eden terör belasından maalesef henüz kurtulabilmiş değil. Bu döneme şahitlik eden iktidar partilerinin çoğu, bu meseleye askeri açıdan bakıldığı kadar iktisadi, sosyal anlamlarda da yaklaşılması gerektiği konusunda beyanlarda bulunsalar da uyguladıkları politikalara baktığımızda işleyenin sadece askeri tedbirler olduğunu yakın tarihimizde görebiliyoruz.</p>
<p>Bu noktada AK Parti iktidarı en azından bir ırkı yok sayma politikasından vazgeçmekle bir zihniyet dönüşümüne vesile oldu. Lakin burada Ak Parti’nin bir hatası olduğu kanaatindeyim. Bu zihniyet dönüşümünü en yetkili ağızdan Kürt Sorunu diye tanımlamak, bastırılmış duyguları olan bir toplumun beklenti fitillerini ateşlemiş oldu. Bu sürece dair hükümet tarafından yapılması gerekenin, yılların yanlış politikalarını bırakırken, o topluma Türkiye kimliği kazandırma yönünde gayretlere girişmek olurdu. Bunu da birinci ağızdan sorun olarak tanımlamak yerine, çözüm pratikleri üzerinden adım atarak göstermeliydi. Bir sorunun çözümü olarak bir insanın kimliğine ‘Kürt’ yazabilmesini sağlamak ile bir hakkın iadesini sessizce yaparak aynı işlemi gerçekleştirmek politik ve sosyolojik olarak aynı şeyler değildir kanaatindeyim.</p>
<p>Sorunun bu kadar gün yüzüne çıktığı bir ortamda, AK Parti ile gelen yeni politika teklifleri de Kürtler’in beklentilerinin yükselmesi nedeni ile artık eskimiştir. Bu anlamda yapılacak olan çözüm pratikleri nelerdir sorusunu sormak, terörden canı nerdeyse her gün yanan bir milletin sorması gereken bir soru olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p>Öncelikle Kürt toplumu ile PKK arasındaki organik bağın var olduğunu kabul etmemek zorundayız. Bu bağı görerek meseleye yaklaşmak, çözüm gayretinde olanların etnik duygularını zaman zaman kabartacak, mesele önceki yıllarda olduğu gibi çözümsüzlüğe girecektir. Zaten bütün Kürtler’i PKK sempatizani saymak AK Parti’nin bölgeden aldığı oylar göz önünde bulundurulduğunda yanlış bir yaklaşım olacaktır. PKK sempatizani olan Kürtler’e bile, onların da bu ülkenin vatandaşı olduğu bilincini unutmadan soğukkanlı yaklaşmak durumundayız. Sorunu çözüm mecrasına çekmek istiyorsak yapacak bundan çok da fazla bir şeyimiz yok.</p>
<p>Sorunu çözüm alanına çekmenin en temel adımlarından biri bu problematiği dağdan, siyaset masasına indirmektir. Lakin bunu yaparken Kürtçü jargondan konuşanlar gibi silahların TSK tarafından da susturulması gerektiğini söylemek bir ülkenin savunma refleksini anlamamak olur. Dağlarınızda elleri silahla cirit atan insanları görmezden gelemezsiniz. Ama bir devlet bilinci ile sorunu çözme gayreti, problematiği sürekli siyasi zemine çekme çabasına dönüşmelidir.</p>
<p>Bu anlamda atılacak olan somut adımlardan biri de alternatif bir Kürt partisi kurmaktır kanaatini taşıyorum. Ancak bu yeni partinin dini-muhafazakar söylemleri olmamalı. O çerçevede hassasiyetleri olanlar zaten BDP’yi değil AK Partiyi destekliyorlar. Burada BDP tekelini kırabilecek, kendi içlerinde muhalefeti güçlendirebilecek, daha entelektüel ve orta yolcu bir siyasi oluşumdan bahsediyorum. Ak parti milletvekili olsa da Mehmet Metiner söylemine sahip olan bir siyasal parti tasvirinden bahsediyorum. (Burada Metiner’in muhafazakar yapısı, tezat olarak anlaşılmasın, meseleye dair söylemlerini göz önünde bulundurursak derdim sanıyorum anlaşılır)</p>
<p>Çözüm pratikleri çerçevesinde atılacak bir diğer adım da hak iadelerinin hızlandırılması konusudur. İnsanların resmi dilinin Türkçe olması, onların hastaneye gittkiklerinde Kürtçe dertlerini anlatabilme haklarını ellerinden almamalı. Sosyal hayatta dilleri ile problem yaşayacakları bütün engellerin kaldırılması gerekir.</p>
<p>Cemaatler de bu soruna çözüm getirme noktasında etkin bir şekilde kullanılmalı. Etnik bir kurgu üzerinden çıkan bir sorunun çözüm alanı sadece din müştereğidir. Bunu işlevselleştirebilecek olan da cemaatlerdir. İktidarda da AK Parti’nin olması bu işlevselliği kolaylaştıracaktır.</p>
<p>Bu sorunumuz hiçbir zaman gündemimizden çıkmamalı. Zira İsrail’in varlığı devam ettikçe, bölgede karşı karşıya gelme ihtimali olan Türkiye karşısında terör tehdidini hep kullanacaktır. Terör örgütünün bu anlamda sermaye kaynaklarının hiç bitmiyor olması da düşündürücüdür.</p>
<p>Toplumu oluşturan bireyler olarak bizler de elimizden geleni yaparak, iktidarda kim olursa olsun kronik sorunlarımızın çözümüne katkı sunmalıyız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/politik-a/teror-belasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bereket</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/rota/bereket/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/rota/bereket/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Aug 2011 10:34:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurullah Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=1025</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan mübarek ne güzel sıcak bakıyor insanların yüzüne bu sene. Güzel günler yaşıyoruz şükür. Yaz aylarında ilk Ramazan’ım aslında bu benim. Anneannem üçüncü oldu dedi geçenlerde telefonla aradığımda, annem ve babam iki oldu diyor. Bense acizane daha ilk. Haberlerle, sosyal medyada patlama oldu bu sene on altı saat oruç tutacağız diye. Ne oldu? Bir güzelde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan mübarek ne güzel sıcak bakıyor insanların yüzüne bu sene.</p>
<p>Güzel günler yaşıyoruz şükür.</p>
<p>Yaz aylarında ilk Ramazan’ım aslında bu benim. Anneannem üçüncü oldu dedi geçenlerde telefonla aradığımda, annem ve babam iki oldu diyor. Bense acizane daha ilk.</p>
<p>Haberlerle, sosyal medyada patlama oldu bu sene on altı saat oruç tutacağız diye. Ne oldu? Bir güzelde tutuyoruz. Ramazan bir yandan serinlik demek. Sen senden kendi rızası için isteyeni razı edersen o sana kolaylık sağlamaz mı? Sağlıyor da, mübarek Ramazan-ı Şerif girdi gireli, sıcak sıcak denilen havada güzel ve narin bir esinti hakim.</p>
<p>Şükredelim halimize.</p>
<p>***</p>
<p>Şükredelim ki bu sıcağa karşın elimizdeki nimeti görelim.</p>
<p>Şükredelim ki bu sıcakta yanan coğrafyaları es geçmeyelim. Tankların gölgesi olmaz. Namlular hep sıcaktır. Yanan Suriye toprağı değil, kanımızdır, candır.</p>
<p>Yıllardır görmekteyiz, haram aylara girildiğinde illa Müslüman coğrafyalarda kanlı hareketler meydana çıkar. Sabır kurtuluşa vesiledir dustürunca sabredilir, kınanır, verilen sözler ile olaylar yatıştırılır. Müslüman sırtını dönmez hiçbir zaman. Affedicidir. Ama artık durumlar vesileleri aşmış görünüyor. Ülkeler tecrübe ettiler aslında, gördüler görünmeyen yüzleri  ve isyandalar. Biz artık kendimiz olarak yaşamak istiyoruz, özümüzü bize unutturmaya çalıştınız yıllarca, ezilen halk olduk sözlerini çokça tekrarladılar ve meydandalar.</p>
<p>Büyükler diyorlar ki; bir yer selamete erecekse ora için kaç şehit verilmesi gerekiyorsa o kadar verilir. Rab Teala sabırlarını güçlü eylesin. Duamız onlardan eksik olmasın ve Ramazan berekettir, hayırlara güzelliklere  gebedir.</p>
<p>Şu Ramazan’da bir çığlık coğrafyası halini alarak gözümüzün önünde duran Afrika. Yardım çağrılarına en hızlı cevap verilen olay olarak kayıtlara geçecektir. Ne güzel bir tasviptir bu. Devlet başta, STK’lar, özel kurumlar ve kuruluşlar ve medya desteği ne güzel bir dayanışma. Medyaya birçok yansımalar oluyor, yansımayanlarınıda etrafımızdan duyuyoruz. Durum vehametin üstünde bir hal. Bu duruma merhametini hiçbir zaman elinden bırakmamış toplumuz ne güzel karşılıklar veriyor. Ellerini avucuna almış kardeşiz biz diyebiliyor. Akan gözyaşları sevinçtendir. Müslüman biraz hüzünlüdür ama sevindirmesini, sevinmesini bilir.</p>
<p>***</p>
<p>İftar saatleri çok güzel saatler. O koşuşturmaların ardındaki merhameti her kim olsa görür. İstanbul enteresan şehir. Bir sabır göstergesi; çekici o koku, pide kokusunda sırada beklemek. Hakikatten sabır göstergesi, iftar anına kadar bekliyorlar sırada. Aldı, büyük sevinçle eve koşanalar, büyükler dahil. Alamadı, olsun ekmeğini alıyor ve dönüyor eve.</p>
<p>Elde poşetler, yüzler hafif mahur. İşte bu merhamet bakışıdır. Eve girenler selamı daha bir hoş verir. Nasılsınlar daha bir hoş sorulur. Çocuklar ve babaları arasındaki muhabbetler, orucun her baba tarafından ayrı ayrı tarifi ne hoştur.</p>
<p>Televizyonlardan ya da Ramazan eğlencesi adıyla meydana çıkan terimlerden çok hazzetmemekle beraber Ramazan’ın o güzel hasletlerini hatırlatması hasebiyle meşru kısımlarına eyvallah dahi denilebilir düşüncesindeyim.</p>
<p>***</p>
<p>Ülkemizde Ramazan bereketiyle olsa gerek! bir arınma ve durulanma zamanında. Stres atma merkezi olarak görülen ve çoğu insan tarafından zevkle izlenen maçlar için yapılan hareketler hiç göze kulağa yaraşır durumlar değil. Giderek hakkaniyet düzenine oturan bir hukuk sistemine yaraşır halde bu pis durumların açığa çıkarılarak temizlenmesi ülke adına gayet yakışır bir olay. Temiz toplum diye diye milletten neler alıp götürdüler, şimdi o götürenler boğazlarından geçmeyenleri kusmak mecburiyetindeler. Onlar içinde rahatlatıcı bir durum. Her ne kadar kötü dahi olsa bir insan, illa ki bir zaman gelir ve benim de temiz anlarım olsun ister. İlk zamanlarda olanlara inanamayan halk artık bu temizliği istiyor. Ramazan berekettir, temizliktir.</p>
<p>Medya, ülke içinde yaşananları birbiriyle bağdaştırmayı seviyor. Şike soruşturmaları ile soruşturma geçiren generalleri birbirine kattılar velhasıl kelam.</p>
<p>Generaller dedik de bir veyvela koparılmak isterken, siyasetin ustalık izleri görünerek durum uygun bir biçimde halledildi. Yıllardır ülkede rahatsızız diyerek yerinde duramayan generaller şimdi yerlerini buldular ve güzelce oturdular. Ülkeye hizmeti geçen herkese boynumuz kıldan incedir lakin; aklından dahi olmaz şeyler geçse bugün olmadı bu işin ahireti var illa ki sana hesabını sorar bu millet.</p>
<p>***</p>
<p>Nitekim Ramazan hep güzellik, selamet, rıza gösterme-razı olma ve sonunda azat edilmiş bülbül misali gül kokusuna erme ayıdır.</p>
<p>Arınmış olarak geçirilmiş bir Ramazan’dan daha hayırlı ne olabilir şu zamanlarda.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/rota/bereket/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Ramazanlar</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/mekanistanbul/1015/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/mekanistanbul/1015/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Aug 2011 21:11:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Seza Nur</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mekanİstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[eski ramazanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=1015</guid>
		<description><![CDATA[Her yıl Mübarek Ramazan Ayı’na girdiğimizde, klasikleşmiş olarak, eski Ramazanlara iç çekmeden duramaz insan. Herkesin bir eskisi vardır ve bu eski kaybedilmişliğin de verdiği hüzünle her daim daha güzeldir. Sık sık duyarız büyüklerimizden, “ Eski Ramazanlar pek bir başkaydı, küsler barışırdı, zengin fakir ayrımı olmadan bir sofra etrafında, ezan beklenir, dualarla iftarını açarlardı. Oruç; sabrı, sükûtu ve selâmeti getirirdi. İnsanlar ellerindeki kıymeti bilirdi.”

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: center;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span>Her yıl Mübarek Ramazan Ayı’na girdiğimizde, klasikleşmiş olarak, eski Ramazanlara iç çekmeden duramaz insan. Herkesin bir eskisi vardır ve bu eski kaybedilmişliğin de verdiği hüzünle her daim daha güzeldir. Sık sık duyarız büyüklerimizden, “ Eski Ramazanlar pek bir başkaydı, küsler barışırdı, zengin fakir ayrımı olmadan bir sofra etrafında, ezan beklenir, dualarla iftarını açarlardı. Oruç; sabrı, sükûtu ve selâmeti getirirdi. İnsanlar ellerindekinin kıymeti bilirdi.”<img class="aligncenter" src="http://www.fbmlkodu.tk/resim/ramazan/1.jpg" alt="" width="471" height="238" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span>Tüm bu güzellikler, Ramazan ayını anlamlı kılmaktaydı. Şimdi biraz daha farklı geçiyor Ramazan ayı. Eskiden kalma naif detaylarla süslenmemiş, festival havasında geçen Ramazan ayına şahitlik ediyoruz. Tarihi, yaşanmışlıkları ve ulu camileri ile anlamlanan semtlerde, eskiyi canlandırma adına yapılan eğlenceye varan programlar, lüks restorantlarda verilen iftar yemekleri sadece aç kalmaktan ibaret olmayan bu güzel ibadeti gölgede bırakabiliyor.<span>  </span></span><span> </span><span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span>O çok anılan, hatıra düşen “eski”lerden bahsedecek olursak, eskiden Ramazan ayı özenle karşılanır, çeşitli faaliyetler yapılırmış. Bunların en başında şu anki programlarımıza yol gösterici olmasını dilediğim “Cerre çıkma ve Huzur Dersleri” gelirmiş.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span><span> </span>Cer, eskiden medrese hocalarının ve öğrencilerinin mübarek üç aylarda çeşitli kasaba ve köylere dini hizmetlerde bulunmak için gidilmesi manasına gelen kelimedir. Hocalar ve öğrenciler, Ramazan ayında, köylere, kasabalara gider, camilerde vaaz verir, Kur’an okur, soruları cevaplar ve çocukların yetişmesine yardımcı olurlarmış. Cerre çıkmak diğer aylarda da olmakta ama Ramazan ayında daha bir sık yapılmakta imiş.</span></p>
<p style="text-align: center">Ramazan ayında yine hilafetin kaldırılmasına kadar, padişahın huzurunda “Huzur Dersleri” adı altında tefsir dersleri yapılmaktaymış. Padişahlar, Hocanın yanında diz çökerler, bu dersleri kaçırmadan takib ederlermiş. Topkapı Sarayı’nda, Yıldız Sarayı’nda ve dönemin yönetiminin ana merkezi olan mekânlarda Huzur Dersleri  yapılırmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span><img class="aligncenter" src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/untitled431bc474181bbe7bdcby.jpg" alt="" width="400" height="300" /></span> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span>Osmanlı’da yine büyük coşkuyla, Receb ayının onikinci günü çeşitli hediyelerle Surre alayı gönderilir, Sultanahmet avlusunda dokunan Kâbe örtüsü de yine bu alayla gönderilirmiş. Topkapı Sarayındaki Kutsal Emanetler, mübarek ayın girmesiyle ziyarete açılırmış.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span>İftar sofralarında, hurma, kahvaltılık eksik olmaz, nizami şekilde konulurmuş. Büyük konaklarda yoksullar için birkaç sofra hazırlanır, davetsiz gelen tüm konuklar geri çevrilmez, üstüne “diş kirası” denilen <span style="color: black">gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde</span></span><span><span style="font-size: small"> </span></span><span><span> </span>verilirmiş. Yoksulların iftariyelikleri güllacına kadar eksiksiz hazırlanır, zekatı ve sadakaları da eksik edilmezmiş.</span> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span><img class="alignleft" src="http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTvcrrtXZP8jSy5ir7V9mI3eITJxI2VrHbH99p3GGvTfiPnTpQn" alt="" width="246" height="205" /> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span>Camiilerde, zemzem suyu ile şeker bulundurulur, ezan sonrası oruçlar açıldıktan sonra   namaza durulurmuş. Büyük camilerin avlularında Kuranı Kerim, çeşitli kitaplar, tesbihler satılırmış. İstanbul sokaklarında ise hareketlilik hakim imiş. Camii minarelerine mahyalar asılır, sokaklar fenerler ile aydınlatılırmış. İftar sonrası, tıklım tıklım camiilerde teravihler kılınır, sonrasında kıraathanelerde Ramazan üzerine hikâyeler anlatılır,  kitaplar okurmuş. Kitap okuyanlardan, kahveci çay ücreti almazmış.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;text-indent: 35.4pt;margin: 0cm 0cm 10pt"><span>Bir dahaki Ramazan’a yetişir miyiz bilinmez, ama bu Ramazanımız, daha çok Kuran okunan, hayırlı kelamları dilimizden eksik etmediğimiz, çocuk yaşlı demeden pide kuyruklarında beklediğimiz bir Ramazan olur İnşallah… Şükürler olsun ki Rabbim, aciz kuluna, vakti dolmadan, O’na yönelmesine vesile olacak çok olanak vermiş. Ramazan ayı da her gününü ayrı bir güzellikte geçirmemiz için, bize verilen büyük bir nimet. Cümlemizin bu güzel ayı, hayırlı bir şekilde geçirmesi dileklerimle.<span>  </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/mekanistanbul/1015/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konjonktür Siyaseti</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/politik-a/konjonktur-siyaseti/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/politik-a/konjonktur-siyaseti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 21:28:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politik A]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=1007</guid>
		<description><![CDATA[CHP ontolojik sorunları ile boğuşmaya devam ediyor. Kurgusunun sıkıntılı olması onu zamanın gerisinde bıraktığı gibi, kendi içlerinde bir mantık silsilesi kurmaya çalışan yöneticilerini de paradokslar sarmalında boğuyor.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP ontolojik sorunları ile boğuşmaya devam ediyor. Kurgusunun sıkıntılı olması onu zamanın gerisinde bıraktığı gibi, kendi içlerinde bir mantık silsilesi kurmaya çalışan yöneticilerini de paradokslar sarmalında boğuyor.</p>
<p> Ergenekon davası ile özdeşleşmiş isimleri milletvekili listesine koymakla ulusalcı kanaldan bile ayrılma riskini göze almakla yetinmediği gibi, o isimlere yargıdan izin çıkmadı diye yemin etmeme tepkilerine giriyor. Bunları yaşayalı daha iki ay bile olmamışken Kılıçdaroğlu’nun YAŞ kararları ile yorumu gündeme bomba gibi düşüyor. Yapılan yorum tam da yerinde bir yorum aslında; lakin sıkıntı bu yorumun Kılıçdaroğlu’ndan gelmesinden kaynaklanıyor. Yorumun sahibi o olunca insan bunu CHP’nin normalleşmesi, akıl baliğ olması olarak okuyamıyor. Acaba nerede bu sözü ile tezata düşecek diye merakla bekliyor. Çünkü CHP sürekli aklın ve zamanın gerektirdiği siyaset felsefesine modernize olmakla, kendi çürümüş zihniyet halatlarına bağlı olmanın gelgitini yaşamaya devam ediyor.</p>
<p> Yıllarca asker ile ağız birliği yapmış gibi paralel açıklama yapan bu iki kurum nasıl oluyor da bu sefer ayrı düşüyor? TSK’nın kendi içerisinde kapalı bir yapıya sahip olması, onun kendi siyaset felsefesinin hayat bulmasına imkan sağlıyor. Aynı zihniyet dünyasındaki insanlara görevlerin devredilmesi, deve kuşunun başını topraktan kaldırmasına imkan vermiyor ve yerin altından dünyaya bakılmaya devam ediliyor. CHP ise siyasi bir parti olmasının zorunluluğu ile ‘vatandaş’ ile ilişkide bulunmak durumunda kalıyor. Bunun getirdiği eleştirilerin onun kendini sorgulamasına hizmet etme işlevine sahip olmasının yanında, AK Parti’nin ‘halk’ın partisi olması yönündeki samimi girişimleri CHP’yi ‘vatandaş’a kulak vermeye mecbur ediyor. Halktan duyacaklarına samimi olarak inanmasını engelleyen elitist bir kibri olsa da konjonktürün bu siyaseti gerektirdiğinin farkına varışı, bunun siyasi prim kazandırdığını anlayışı, Kılıçdaroğlu’na mezkur açıklamayı yaptırıyor. Bunların olmasındansa ayakları yere basan, kendi içerisinde tutarlı bir muhalefet partisi görmek hepimizin ortak muradı olsa gerek. Bunun başarılması içinde CHP’nin kendini formatlaması lazım. Ve belki de hepsinden önemli olarak bu ülkede milli ile manevinin ayrıştırılması durumunda halkın teveccühünün neden o tarafa akmadığını feraset gözlüğünü takarak okuması lazım. Konjonktürün rüzgarına kapılmak yerine, ‘millete rağmen’ felsefesinden kurtulması acil ihtiyaç. Yoksa paradokslar bulamacından kurtulamayacaktır. Bu haliyle de muhalefet partisi olmaya devam eder, bizden söylemesi.<a href="http://gencyorumcu.com/wp-content/uploads/2011/08/111.jpg"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/politik-a/konjonktur-siyaseti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünmeler-III</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-iii/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jul 2011 10:19:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurullah Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[arayış]]></category>
		<category><![CDATA[denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=1000</guid>
		<description><![CDATA[Zaman zaman Montaigne’nin Denemelerini açar daha önce okumuş olduğum yerlerde dahil yeniden okurum. Sağolsun düşüncelere gark edici yazıları, ufkumuzu daha ileriye taşıma adına müthiş yapılandırıcılardır. Hem örnek olması hem de biraz arayışlarımız konusundan bahsetme adına güzel bir parça: ‘’ Demokritos sofrasına gelen incirleri yerken bir bal kokusu almış ve hemen bir araştırmadır başlamış kafasında, o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman zaman Montaigne’nin Denemelerini açar daha önce okumuş olduğum yerlerde dahil yeniden okurum. Sağolsun düşüncelere gark edici yazıları, ufkumuzu daha ileriye taşıma adına müthiş yapılandırıcılardır. Hem örnek olması hem de biraz arayışlarımız konusundan bahsetme adına güzel bir parça:</p>
<p>‘’ Demokritos sofrasına gelen incirleri yerken bir bal kokusu almış ve hemen bir araştırmadır başlamış kafasında, o güne dek incirlerinden almadığı bu koku nerden gelebilir diye. Merakını gidermek için kalkmış sofradan, incirlerin toplandığı yeri görmeye gitmek istemiş. Sofradan niçin kalktığını duyan hizmetçi kadın gülmüş: Boşuna zaman kaybetmeyin, demiş; incirleri bal çanağına koymuştum toplarken. Demokritos&#8217;un canı sıkılmış bu araştırma fırsatını kaçırdığı, bir merak konusu elinden alındığı için. Hadi be sen de, demiş hizmetçi kadına, keyfimi kaçırdın; ama ben yine de bal kokusu incirde kendiliğinden varmış gibi nedenini araştıracağım. Böyle demiş ve yanlış, kendi varsaydığı bir etkiye doğru nedenler bulmaktan geri kalmamış. Ünlü ve büyük bir filozofun bu hikayesi, sonunda bir kazanç umudu olmaksızın, bizi seve seve bir şeylerin ardına düşüren araştırma tutkumuzu apaçık anlatıyor. Plutarkhos&#8217;un anlattığı buna benzer bir örnekte de adamın biri arama zevkini yitirmemek için kuşkulandığı gerçeğin kendisine söylenmesini istemez: Kana kana su içme zevkini yitirmemek için hekimin kendisini sıtmadan kurtarmasını istemeyen hasta gibi.</p>
<p>Tıpkı bunun gibi, ruhun her türlü beslenişinde zevk çok kez tek başınadır, hoşumuza giden her şey besleyici ya da sağlığa yararlı değildir. Düşüncemizin bilimden aldığı da, ne karın doyurduğu, ne de sağlık getirdiği halde hazdır yine de.</p>
<p>Her şeyin bir adı bir de kendisi vardır. Ad, nesneyi gösteren, arılatan bir sestir ad, nesnenin, özün bir parçası değildir; nesneye eklenen yabancı, nesne dışı bir takıntıdır.’’</p>
<p>İşte görüldüğü üzre aramak hep var olagelmiş bir olay. İnsanoğlu hep bir şeyleri arıyor. Demokritos’un hali; rahat olduğu belli, hizmetçisi var. Önüne istediği anda en iyi tadında meyveleri getirmiş, ama o keyfini sürmeye çalışacağı yerde aklına takılan bize göre anlamlandırmakta güçlük çekeceğimiz bir konuyu kafasına takarak, o buluş neticesinde, kesinde değil ama, keyfe varma arzusu içinde.</p>
<p>Peki burada bir soru sorsak? Aramalar illa bir sonuca varıp, keyif elde etmek ya da sonuçta kazanımın zevkine varmak için midir?</p>
<p>Bir büyüğümüzden duymuştum; cenneti namazda aramalı diyordu. İşte yine bir arama. Hemde hayatın sonuna kadar, süregelen bir arama. Sonu mu? Hiçte net görünmüyor. Kabule şayan bir namaz kıldığını iddia edebilir mi insan?</p>
<p>Bu noktada düşünmemiz gereken şey aramalarımızın nasıl olduğudur. Bir arayış içine girdiğimizde elde edeceğimiz sonuca bakmak yerine arayış yolumuz üzerinde nasıl haldeyiz, nelerle arıyoruz, elde etmek istediklerimiz nelerdir, bunları bir tasavvvur etmeliyiz.</p>
<p>O halde insan hayatta da elde etmek istediği şeyler için sonucuna giden yolda koşuşturmanın zevkini almaya bakmalı mıdır? Esas olan yol üzerinde elde edilenler değil midir?</p>
<p>Bahçeyi sulamaya götürdüğümüz kovanın dibindeki delikten akan suyun yolun kenarında yetiştirdiği kır çiçeklerini fark etmeliyiz, yerine göre onlara da özen göstermeliyiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurtdışı Seyahatleri ve Nüfuz Alanları</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/eko-politik/yurtdisi-seyahatleri-ve-nufuz-alanlari/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/eko-politik/yurtdisi-seyahatleri-ve-nufuz-alanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jul 2011 08:57:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Ilgaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eko-Politik]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Dış Politikası]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Halkla İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Kennedy]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=963</guid>
		<description><![CDATA[“Yurtdışı Seyahatleri ve Nüfuz Alanları&#8221; Başbakan Erdoğan’ın karizmasının çoktan yurtdışına taştığı hepimizin malumu. Bunun farkında olan Erdoğan yurtdışı seyahatleri oldukça önem kazanıyor. Bu yazımızda da yakın tarihten örneklerle bu konuyu irdeleyeceğiz. Malumunuz liderlerin yurtdışı seyahatleri gidilen halk için takip edilen ve böylelikle nüfuz alanı genişletme faaliyetleri için ehemmiyet arz eden bir husus. Bunun tarihteki çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><strong><em>“Yurtdışı Seyahatleri ve Nüfuz Alanları&#8221;</em></strong></p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın karizmasının çoktan yurtdışına taştığı hepimizin malumu. Bunun farkında olan Erdoğan yurtdışı seyahatleri oldukça önem kazanıyor. Bu yazımızda da yakın tarihten örneklerle bu konuyu irdeleyeceğiz.</p>
<p>Malumunuz liderlerin yurtdışı seyahatleri gidilen halk için takip edilen ve böylelikle nüfuz alanı genişletme faaliyetleri için ehemmiyet arz eden bir husus. Bunun tarihteki çok örnekleri var. Bunlardan Amerikan başkanlarının ziyaretlerinin ziyaret edilen ülke basını tarafından sıkı takip edilmesi günümüzde sık sık karşılaştığımız bir gerçek.</p>
<p>Kennedy, Reagan ve Bush <a href="http://gencyorumcu.com/wp-content/uploads/2011/07/JFK-1_41600.jpg"><img class="size-medium wp-image-964 alignleft" src="http://gencyorumcu.com/wp-content/uploads/2011/07/JFK-1_41600-300x290.jpg" alt="" width="205" height="221" /></a>gibi başkanlar daha henüz birleşmemiş olan ‘Soğuk Savaş’ en sıcak zamanında Almanya’da ‘Demir Perde’nin tartışılmaz simgesi olan Berlin Duvarı’nın batısından doğusuna yapılan konuşmalarıyla resmen demokrasi ve meydan okuma gösterisi yapmışlar. Kennedy’nin Batı Almanya ziyaretinde Berlin’in demokrasinin bayrağı olduğu ve Berlinlilerin demokrasi neferi olduklarını ve uyguladıktan sonra Almanların gönlünü fetheden şu meşhur cümlesini sarf etmiştir: “ Bugün gururla ifade ediyorum ki, Ich bin ein Berliner (Ben <a href="http://online.wsj.com/article/SB10001424052748704816604576335594159928256.html">Berlinliyim</a>)”.</p>
<p>Bu tip ziyaretlerin etkisi gelen kişinin önemliliğiyle orantılı olarak artar azalır. Daha geçende bir Doğu Avrupa ülkesinin başbakanının geldiğini basın toplantısında Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar sayesinde öğrenmiş olduk.</p>
<p>Söz Erdoğan’dan açılmışken özellikle Ortadoğu ve balkan ülkelerindeki Türkiye’ye olan ilgi ile paralel olarak Erdoğan’ın karizmasının da arttığını da gözlemleyebiliyoruz. Bunun neticesinde bu ülkelere yaptığı ve hatta yapacağı ziyaretler de dikkatle takip ediliyor.</p>
<p>Gündemi takip edenler iyi hatırlayacaktır Başbakan’ın Lübnan ziyaretini. Bu ziyaret çerçevesinde miting yapılmış ve sanki Türkiye’den bir ilde halka sesleniyormuş hissi vermiş <a href="http://www.youtube.com/watch?v=rnMSTSy10Ew">oldu</a>.</p>
<p>Dün de başb<a href="http://gencyorumcu.com/wp-content/uploads/2011/07/Erdoğan.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-984" src="http://gencyorumcu.com/wp-content/uploads/2011/07/Erdoğan-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>akanımız Kuzey Kıbrıs’taydı. Bu ziyaret öncesinde hummalı bir hazırlık vardı. Türkiye’den giden gazeteciler de bu hazırlıklara dikkat çektiler. Başbakan’ın ziyareti de oldukça ses <a href="http://www.youtube.com/watch?v=fSV7CMLCUxo&amp;feature=related">getirdi</a>. Kıbrıs ile kaderlerin bir olduğu, onların yanlarında oldukları mesajlarını vurgulayarak verdi. Ercan Havaalanı&#8217;ndaki mitingine katılım ve Kıbrıs&#8217;daki soydaşlarımızın bu ziyarete ilgisi de oldukça etkileyiciydi.</p>
<p>Şu sıralar başbakanın Gazze’ye gitmesi muhtemel. Buna karşılık BM’de Türkiye elçilerinin bazı talepleri de <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1056948&amp;Date=20.07.2011&amp;CategoryID=78">olmuş</a>.</p>
<p>Amerikan dış siyasetinde ziyaretlerin nasıl uygulandığını Kennedy’nin Berlin ziyareti örneğiyle sizlere aktarmaya çalıştım. Büyük ülke yolunda adım adım ilerleyen Türkiye işte bu oyunu kuralına göre oynamaya başladı. Bundan sonraki süreçte bu ‘Halkla İlişkiler’ faaliyetlerinin profesyonel bir ekip tarafından yapılacağını gösteriyor. Bu gelişmeler bizi oldukça memnun ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/eko-politik/yurtdisi-seyahatleri-ve-nufuz-alanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünmeler-II</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-ii/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2011 12:51:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurullah Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[açmazlar]]></category>
		<category><![CDATA[beklemek]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=954</guid>
		<description><![CDATA[Sabır, başarabilene, şu dünya da insana bahşedilmiş büyük nimetlerden biri.  Dünya, insanın tarlası cümlesini küçüklüğümden beri birçok büyüğümden duymuşumdur. Ne kadar önemli bir cümle ki hala tekrarlanıyor ve insanları düşünmeye sürükleyebiliyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır, başarabilene, şu dünya da insana bahşedilmiş büyük nimetlerden biri.  Dünya, insanın tarlası cümlesini küçüklüğümden beri birçok büyüğümden duymuşumdur. Ne kadar önemli bir cümle ki hala tekrarlanıyor ve insanları düşünmeye sürükleyebiliyor.</p>
<p>Yaşadığı çevre insan için oldukça önemlidir. O çevreden aldığı enerji, tepki ve duyumlara göre insan kendine bir alan oluşturur. Bu alanı oluşturmak artık öyle bir hal almış durumda ki; bu durum basit mi yoksa hakikaten çözülmesi gereken bir durum mu var çözmesi zor görünüyor.</p>
<p>İlk eğitim ailede başlar. Bu artık herkesçe bilinen bir norm olmuş durumda. Ama yaşanılan çevreler ve oralardan insana nüksedenler çok farklılaşmaya başladı. İnsanlarda artık aldıkları o ilk aile terbiyesini bulmak zorlaştı. Bu durumda terbiye, ahlak gibi kavramların tartışıldığı ortamları da bulmak bir o kadar tedirginlik verici.</p>
<p>İşte bu ahval içerisinde etraftan gelenlere sabır gösterip, gerçek bir yolda yürüyor olabilmek ne müthiş bir şey.</p>
<p>***</p>
<p>İşte bir sabır vesilesi de dünya da örnek gösterilebilecek bir ortam ve sonuçlar ile seçimi geçiren güzel ülkemizin halidir. Zamanında çok zor dönemlerden geçen ülkemiz şükür ki şu zamanları da gördü. Lakin size bunlar fazla bile demeye utanmayan birtakım kesimlerin hala ülke üzerinde utanmazca hak iddia ederek bizim ülkemizi bölemeyeceksiniz tabirleri ne kadar acı verici. Dünya üzerinde sözü dinlenen bir ülke olmak istemeleri yıllardır sürerken,  hayallerini gerçekleştirenlere neden siz yaptınız lafını söylemekten çekinmeyen halleri ne pervasızca bir durumdur. Liderleri dünya kürsülerinde yeni düzenlerin insanlığa en yaraşır şekilde kurulmasına uğraşırken, içeride kendi vatandaşı ona sırtını dönüp bu işler böyle olmaz demeyi ne kadar da kolay söylüyorlar. Yıllarca kuyu kazanların dediklerini dinledik de ne oldu. Ülkeyi satıyorsunuz diyenler yıllarca kimlere neler yedirdiler. Bunlar ortaya çıkınca ve işler yolunda gidince de milletten çekinmeye yüzleri tuttu derken, baktık ki o da yok. Hala yemeye devam edecekleri kesin. Ama millet iradesi onlara yine bir hak verdi. Bu güne getirenlere sende yardım ette bir taşın altında elin olsun dedi. O taşa el atarken yaptıklarını da düzeltirsin belki dedi. Ama nerde. Yine ülkeyi bir çıkmazın içine soktular.</p>
<p>Sabır.</p>
<p>Gelecek günler güzel olacak lakin meşakkatleri olmadan olmuyor.</p>
<p>Sabredenler mükafatlarını ne güzel alacaktır. Haktır.</p>
<p>***</p>
<p>Açmazlar aleminde yaşadığımızı hissettiğimiz zamanlarımız hep vardır.</p>
<p>Bekleriz, bekleriz.</p>
<p>Dua ederiz.</p>
<p>Kimisi bir ışık bekler, kimisi bir kapı açılsın der.</p>
<p>Burada bakmak istediğim şey beklemelerin ardı. Bu beklemeye gelene kadar neler yaptın? Bu beklemeyi hak ettin mi? Kapıyı açmak için elinde anahtarlar var mı ya da kapıyı çaldığında ilk sözün ne olacak?</p>
<p>Ben mi diyeceksin sadece. Sen kimsin? Nesin?</p>
<p>Nasıl tanısın seni kapının ardındaki? O kapıya gidene kadar oraya ne yolladın?</p>
<p>Ne ile kendini göstereceksin? Ne ile isteğini belirteceksin?</p>
<p>Sorular o kadar çoğalabilir ki, burada bile bir açmaz oluşturmamız kaçınılmaz hale gelir. İnanan insanlar olarak biliyoruz ki Yüce Rabbimiz inanlara merhamet etmeyi kendi üzerine farz kılmıştır.</p>
<p>Merhamet dileniriz. Af dileniriz. Aczimizi bildiririz ve yalnız O’ndan isteriz.</p>
<p>Kapının eşiğinde ne gelirse Sen’dendir deriz.</p>
<p>Bekleriz. Yolda oluruz. Yürü denilince de boynumuz önde şükretmeye gayret ederiz.</p>
<p>Mübarek kılınmış günlerde yaşıyoruz. Recep ayı geçti bile. Şabanı selam ile karşılıyoruz. Ramazan özlemimizi artırıyoruz.</p>
<p>Ve sabrediyor, bekliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünmeler-I</title>
		<link>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-i/</link>
		<comments>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-i/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jun 2011 07:38:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nurullah Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[dram]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı çizgiler]]></category>
		<category><![CDATA[seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://gencyorumcu.com/?p=933</guid>
		<description><![CDATA[Hayat gibi müthiş bir servetin harala gürele tüketildiği zamanlarda yaşamaktayız. Türkiye gündeminde yuvarlanan seçim tenekesinin tangırtıları meydanları inletti. Şimdi biraz sakinleyecek derken neler neler çıkıyor her gün önümüze… Eh hayat bu, ağlarken gülmeyi bilebilme sanatı denebilecek kadar ironik. Lakin tüm bunlar yaşanırken harcadığımız sermaye hayat olunca bir karşılık beklemek bizim inancımız olmalı. Bu zamanda döktüğümüz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat gibi müthiş bir servetin harala gürele tüketildiği zamanlarda yaşamaktayız. Türkiye gündeminde yuvarlanan seçim tenekesinin tangırtıları meydanları inletti. Şimdi biraz sakinleyecek derken neler neler çıkıyor her gün önümüze…</p>
<p>Eh hayat bu, ağlarken gülmeyi bilebilme sanatı denebilecek kadar ironik.</p>
<p>Lakin tüm bunlar yaşanırken harcadığımız sermaye hayat olunca bir karşılık beklemek bizim inancımız olmalı. Bu zamanda döktüğümüz terler yarın ötede bizim serinliğimiz olsun duası kulaktan kulağa herkese ulaşmalı.</p>
<p>***</p>
<p>Seçimler geçti. Kazanan belliydi nidaları yüksek perdeden söylenmekte.</p>
<p>Belliydi, değildi çok önemli mi bilemem ama millet bir karar verdi ve sonuç ortada.</p>
<p>Millet yılların getirdiği sakinlikten ve devamlılıktan memnun.</p>
<p>Aradan çatlak sesler çıkıyor.</p>
<p>Çatlaklar seçilmişlerin içinde de vardı. Ama daha güçlü bir yapı ile geleceğin dünyasının önder ülkesi yapılanmakta. Yeni kurulan bakanlıklar mevcut ve bakın ki işler ne kadar yoğunlaşacağa benziyor müsteşarların haricinde bakan yardımcılıkları oluşturuldu.</p>
<p>Olacak, olacak; her şey güzel olacak.</p>
<p>***</p>
<p>Seçimin galibi lider Sayın Recep Tayyip Erdoğan zaferinin akşamında öyle bir konuşma yaptı ki yankıları sürerken, gün gün farklı analizleri dahi yapılabiliyor.</p>
<p>İnsanların hayatında taşıdığı kırmızı çizgileri olmalı diye bir büyüğümden dinlemiştim. Bu kırmızı çizgilere göre hayatını sürdürürken karşısına gelecek olanlara da bu çizgilere göre benimle muhatap ol mesajını yaşayışınla bildirmen gerekir diye sözünü devam ettirmişti.</p>
<p>Sayın Başbakan’ da konuşmasında çizgilerini oldukça net olarak belirtti. Bunlar dünyanın üzerinden geçtiği varsayılan ve tüm planların onlara göre yapıldığı paralel ve meridyenler gibiydi.</p>
<p>Ortadoğu’ya liderlik mesajı verirken, Balkan ülkeleriyle geleceğin dünyası üzerinde atımızı birlikte sürelim koşuşumuz ortak söylemi fevkalade etkileyiciydi. Avrupa, Orta Asya ve tüm dünya konuşmadan nasibini aldı.</p>
<p>Ve net bir görüntü konuşmada üzerine vurgu yapılmamış bir konu yokken, ustalığın tarifide en güzel şekilde göz önüne konuldu.</p>
<p>Dediklerimden açık seçik bir taraftarlık görüntüsü çıkacaktır ama güzel yapılan işe eyvallah demek gerekir.</p>
<p>Yergiyi de eksik etmiyoruz.</p>
<p>Niye?</p>
<p>Çünkü, parti içinde sıkıntı olamayabilir, lider hakimliği söz konusu olsa dahi arka planda yapılan güzel işlere halel getirecek işler de mevcut görünüyor. Bunların temizlenip, tertemiz bir şekilde yola devam etmek ne güzeldir.</p>
<p>***</p>
<p>Ülke içinde seçim çalkantıları devam ederken, yine bizimle alakalı bir Suriye meselesi hayli yoğun olarak dünya gündemini meşgul etmek de.</p>
<p>Ülke olarak üst düzeyde konu ile alakadarız. Hatay da konu ile ilgili bir merkez oluşturuldu. Ünlü kişilerinde ziyareti sonucu tüm dünyaya taşındı bu yaşanan mesele. Yaşananların en bariz kelimesi: Dram. Hem de bir ülke dramı.</p>
<p>Ülke sokaklarında yaşananlar internet ortamında yayınlanırken bakmaya gözüm yemedi. Söylentiler belki bir ülkenin yıkılması ya da ülke içi karışıklıkların en büyük nedeni. Ama ortada olanlar da söylentilerin gerçekliğini açıklamaya yetiyor.</p>
<p>Suriye de bir dram var. Pasta olduğunu sananlar yanılmakta. Petrol bir ülkenin parçalanması için yeterli bir enden olarak yüzyıl önce yeterli bir nedendi belki ama artık bunlar geride kaldı. Herşeyin tüm dünyada rahatça dolaşabildiği bir dünya da insan öldürerek bir şeyler elde etmek ne kadar acı.</p>
<p>Neyin hakimiyetini kurmaya çalışıyorlar?</p>
<p>Hep kızdıkları Osmanlı yüzyıllar boyu bir yapı altında ne kadar da güzel yönetmiş…</p>
<p>Ahh!</p>
<p>Ellerimizi uzatabilen bir ülke olmak anlık guru yaşayabilmek dahi ne kadar mutluluk verici.</p>
<p>***</p>
<p>Hafta sonu Simav’ da idik. Geçirdikleri afet sonucu inşaların yüzlerini gördük.  99 depremi olarak kayıtlara geçen Sakarya depremi ile kıyas edilebilecek bir yıkım yok ama psikolojik yıkım hat safhada. O yüzlerde bunu açık ve net olarak gördük.</p>
<p>Muhtaçlık noktasında aşırı bir durum söz konusu değil. Türk Kızılay’ı geçmiş hatalarını nasıl güzel bir şekilde kapatmış gözlerimizle gördük. Afetin yaşandığı gece tüm teçhizatıyla bölgeye gelip yaralara derman olmaya gayret etmiş ve hala devam ediyor.</p>
<p>Devlet, imkanlarını bölgeye seferber etmiş durumda. TOKİ bölgede hemen çalışmalara başlamış.</p>
<p>Lakin tedirginlik bir süre gidecek belli.</p>
<p>Allah her türlü bela ve musibetten muhafaza eylesin.</p>
<p>Verdiklerine de sabır gösterebilmeyi bize nasip etsin.</p>
<p>***</p>
<p>Hayat, bize bahşedilmiş bir saha. Çizgileri belli. Şu hızda burada koş, şöyle yürü şeklinde kuralları yok. Ama irade ve hayatı en iyi şekilde kullanma kılavuzu elimizde mevcut.</p>
<p>Verilenler ile hayatı en güzel hale getirmek ya da zehre çevirmek insanın elinde.</p>
<p>İnanlar için sonuç belli.</p>
<p>Çalışkanlığının terleri ile serinlemek varken, ateşlerde yine terlemek niye.</p>
<p>İnsanlık, hayatın gerçekleşmesi gereken ve gerçekleştirilmeye çalışılan yanı.</p>
<p>Güzel zamanlara…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://gencyorumcu.com/rota/dusunmeler-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

