Geçen yazımızda 1929 Amerikan Krizi’nin ayak seslerinin ne şekilde geldiğini aktarmaya çalışmıştık. Bu yazımızda da nasıl bir yıkıma sebep olduğu ve sonuçlarının neler olduğunu açıklayacağız.
1929 Ekonomik Buhranının nedenlerini iki sınıfı ayıracak olursak bunlar; konjonktürel ve yapısal nedenler olarak ayırabiliriz. Konjonktürel nedenler; ABD’nin, savaş yorgunu Avrupa’nın zayıflığından spekülatif bir şekilde yararlanmak istemesi ve ABD’nin adeta dünyanın kredi bankası haline gelmesi. Yapısal nedenler olarak da; ABD’nin banka sisteminin zayıflığı, uluslararası mali yapının bozukluğu, kapitalist ülkelerde gelir dağılımının; tüketicilerin alış gücünün, talep hacmini daraltan ve üretimin gelişim hızını izleyemeyen bozuk ve adil olmayan yapısı, ABD’nin ekonomide egemen ülke oluşu, kapitalist ülkelerde, büyük boyuttaki bunalımları engelleyen etkin ve müdahaleci politikaların bulunmaması.
Borsa krizinin ekonomik krize dönüşmesi uzun sürmedi. 1929’da 1.5 milyon müşterinin 600.000’i kredi ile iş görmekteydi. Bu yaklaşık 40 milyon aile anlamına gelmekteydi. 1929’da 642 banka, 1930’da 1345 banka iflas etmişti. 1931’de iflas eden banka sayısı 2298’i bulmuş, üç yıl içinde toplam 4285 banka iflas etmişti. Bir bankanın iflası bile birçok mevduat sahibinin faaliyetini tam anlamıyla felce uğratmış oluyordu. Dünya ekonomisinin nereye gideceğini kimse kestiremiyordu. Kapitalizmin sonunun geldiği düşünülmeye başlandı.
1929’da iflas eden sanayi ve ticaret kuruluşlarının ise sayısı 22.909’du. Bu sayı artarak 1932’ye kadar sürdü. 1932 yılında iflas eden ticaret ve sanayi kuruluşlarının sayısı 31.622’ye yükseldi.
Aşağıdaki tablo buhranın üretim faktörlerine, uluslararası ticarette hacim ve fiyatlardaki etkisini çok açık bir şekilde göstermekte[1]
Buhranın etkisiyle çoğu Avrupalı hükümet borçlarını verememişti. Bu durumun neticesinde Amerika 1934 yılında alacaklarına sünger çekmek durumunda kalmıştı.
Şimdi de Cemiyet-i Ahvam’da (Birleşmiş Milletler) kurulmuş olan komisyonun Londra İktisat Kongresi için hazırlamış olduğu rapora bakalım. Raporu 1933 yılında Kadro Dergisinden İsmail Hüsrev okurlarına aktarıyor[2]:
“ Dünya işsizlerinin sayısı 30 milyona çıktı ki aileleriyle birlikte bu rakam 120 milyonu buluyordu. Toptan eşya fiyatları altın üzerinden 1929 senesinin Ekim ayından beri aşağı yukarı üçte bir, hammadde fiyatları ortalama olarak % 50-60 geriledi. Kasım ayı ortasında Winnipeg’de buğday fiyatı, son dört asır zarfında görülmemiş bir seviyeye düştü. Fiyatların bu anormal hareketi, dünya ekonomi mekanizmasında büyük tahribat yaptı. Bir çok teşebbüs gelir kaydedemedi. Bütün pazarlar alt üst oldu. Dünyada zirai madde ve diğer hammadde stokları sürekli arttı. İstatistikler, dünya stoklarının 1925 senesine nazaran 1932 senesinde iki kat artmış olduğunu kaydediyor. Dağlar gibi yığılan stoklar, piyasaları tazyik ederek rasyonel bir fiyat teşekkülüne mani olmaktadır. Sınai üretim de çok gerilemiştir… Dünya eşya hareketleri; para bozuklukları ve devlet müdahaleleriyle inanılmayacak derecede daralmıştır. Dünya dış ticaretinin miktar itibariyle % 25 gerilediği tahmin edilmektedir. Bu gerileme, şimdiye kadar kaydedilenlerin en şiddetlisidir. Dünya para sistemlerinin bozulması, fiyatların düşmesi, dünya ticaretinin daralması Borçlar Meselesi’nin önemini kat kat arttırmıştır. Halihazırda bazı ülkelerde ihracatın genel değeri, borçlar karşısında ödemesi şarta bağlı olan meblağ miktarına bile karşılık gelemiyor.”
1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın öncelikle “müdahaleci kapitalizmin” ülke ekonomilerine egemen olmasına neden olduğu söylenilebilir. Dünya ticaret değerindeki %60’ı geçen düşüş ve ekonomideki bu çöküşün etkisi ile liberal sistem ve onun değerlerine olan güven sarsılmıştı. 1929 Buhranı, o zamana kadar geçerliğine inanılan; serbest piyasa güçlerinin kendiliğinden en akılcı seçmeyi yapacağı, altın esasına dayanan para rejimi, devletin ekonomik işlere karışmaması gibi birçok temel ekonomik politikanın da geçersizliğini göstermişti[3]. Buhran aynı zamanda, gelişmekte olan ülkelere ulusal ekonomisini kurma fırsatı vermişti.
1929 Buhranı 2. Dünya Savaşı’nın çıkmasına da dolaylı yoldan sebep olmuştur. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın Alman ekonomisi üzerindeki etkisi, Nazi Partisi’ne ve Hitler’e iktidar yolunu açtı. 1929 yılında Almanya’nın endüstri üretimi yarı yarıya düştü. Almanya’da 15.000 kadar ticaret firması iflas ettiğinde ülkede, 2 milyon işsiz vardı. Bu aşamada, Almanya’nın askeri üretimini arttırması, ordunun yeni bir istihdam alanı ortaya çıkmasını sağlamıştı. Almanya’nın bu yolla, işsiz sayısını 1935’de 2,1 milyona, 1938’de 400.000’e düşürmesi dikkat çekici bir diğer durum[4]. Aynı Almanya Hitler yönetiminde özellikle nüfus patlaması ile birlikte oluşan dış ticaret açığını (özellikle tarımsal) yayılmacı politikalar güderek aşmaya çalışmış bu da 1 Eylül 1939’da Polonya’ya savaş açmaya sebep olmuştu. Bu savaş 2. Dünya Savaşı’nı başlatan savaş da özelliğine de sahipti.
Peki güzel memleketimiz bu gelişmeler karşısında ne yapıyordu diye soruyorsanız Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde panik halinde (devalüasyon ne onu bilemediklerinden galiba) yayınlanmış şu satırlar memleketimizin halini çok güzel anlatıyor ve bu alıntımızla da bu yazımızı bitirelim[5]:
“İngiliz lirası dün mü evvelki gün mü ne, tam 1115 kuruşa çıktı. Bu, milletin elindeki nakdi servete karşı bir tehlike ve sebep olanlar için bir suikast cürmüdür”.
[1] Kemal Yıldırım ve Doğan Karaman, Makroekonomi, Eskisehir: Eğitim,
Sağlık ve Bilimsel Çalısmaları Vakfı, Yayın No: 145, 3.Baskı, 2003, s.12, Tablo:1-1.
[2] İsmail Hüsrev, “Dünya Buhranı’na Umumi Bir Bakış”, Kadro, Sayı 20, Ağustos 1933, s. 20.
[3] Beşir Hamitoğulları, Çağdaş İktisadi Sistemler, Ankara, 1978, s. 208.
[4] Jacques Néré, 1929 Krizi, Ankara, 1980, s. 130-131
[5] “İngiliz Lirası 1115”, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 07.12.1929, s. 1

